Etiket: Bay Perşembe
Berk İmgesi Üzerine Fragmanlar
Hayalbaz tarafından Eyl.02, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Kategorilenmemiş

1
Doğal olanı imgesine katmayı başarmış bir kent ozanıdır. Dağların kekik kokusunu, gece karşımıza dikilen bir geyiğin ürpertisini dizelerine taşımıştır.
Berk imgesi yabandır…
2
Dili serbestleştirenler, ölü uykusundan uyandırıp şenliğe davet edenler ülkesindendir. Bu dil vakitsiz kopan bir ayaklanmaya, çakır keyif rastgelmiş bir devrimcinin delişmen çoksusunu taşır.
Berk’in dili özgürlüğün lehçesidir…
3
Berk ressamdır, düşsel görüntü yaratıcısıdır. Hiç resim yada kolaj yapmamış olsaydı da; yarattığı şiir evreni ile de ressamdır.
4
Çocuk ruhunun bozulmamışlığı naif coşkusu şiirlerini kanatlandırır. Lunaparkların, atlıkarıncaların renkliliği ile Berk imgesi 90’nında genç kalabilmiştir. İkinci Yeni’nin hep yeni kalması Berk, Ayhan, Uyar, Süreya şiirlerindeki saflık, arılıktandır.
5
Zor gün yoldaşıdır. Uzun yıllar Ece’nin yanında olmuştur. Şiirindeki saflıkta, savaş meydanında dostunu satmayan bir delikanlının sesidir…
6
Anadolu dervişlerin vakurluğu dizelerine yoğrulmuştur. Sesin olduğu kadar sessizliği de şiiri yansıtır. Evrensel bütünleşme çabasındaki bir hetedoroksi, Berk imgesinin ruhsal anahtarlarındandır…
7
Arzunun en karanlık dehlizlerine dalmaktan çekinmeyen Berk imgesi Gerçeküstüdür…
Yazan: Bay Perşembe
Boyayan: Kubbes
Günümüz Sanatının Emek Çağrısı
Hayalbaz tarafından Tem.12, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Haber, Sergi

İstanbul’un önemli güncel sanat merkezlerinden Akbank sanat, her yaz dönemi Günümüz Sanatçıları sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 27. düzenlenen sergiyi Resim ve Heykel Müzeleri Derneği hazırlanıyor.
Sergide yer alan 9 genç sanatçıdan biri hala 9 Eylül GSF’de yüksek lisansına devam eden İzmir’li sanatçı Halil Vurucuoğlu. Vurucuoğlu’nun çalışmalarını Düzensiz’in 3. sayısına konuk etmiştik. O dönemde Halil ağırlıklı olarak sokak sanatında stencil ve sticker üretiyordu; fakat K2 yer alan bir karma sergide de büyük bir stencil ile yer almıştı.
Ardından, Türkiye’nin ilk sokak sanatı dosyası(kitapçığını) yaparken Halil ile hoş bir mülakat yapmıştık. O süreçten bu güne Halil sokak çalışmaları yanında; bir-kaç sergi de daha sokakta yaptığı işleri sergi salonuna taşıdı. Bu noktada küratöryel ekibin ‘galeri dünyasına attığı ilk adımın yanı sıra, resmini sergileyişi ve dönüştürmesi açısından da ilgimizi çekiyor’ tespiti, eksik bir tespit olarak kalıyor.
Halil Vurucuoğlu’nun stencil ve yapıştırma yoluyla yaptığı duvar enstalasyonu, kuşkusuz serginin en dikkat çekici işi. Yapıt, medya ve onun şiddeti işleyiş biçimine dair ciddi bir eleştiri barındırıyor. Görüntünün pornografisi ve izleyicisin müstehcen teması; vurucu bir estetik müdahale ile ustaca duvara aktarılmış.
Video ve enstalasyon çalışmaları yanında sergide yer alan dikkat çekici diğer bir isim ise Viron Vert. Sergide Andersen’in masallarından yola çıkan desenler ile katılan Vert aslında tasarım dünyasında kendini ispatlamış bir yaratıcı. Sergi de ticari üretiminin dışında, masalsı ve otomatizme yakın desenler ile yer alıyor.
25 Haziranda açılışı yapılan sergiyi bu sene 3 küratör ‘işçisin sen, işçi ol’ sloganı ve emek kavramı etrafında açıkladılar. Gerçi küratörlerin kaleme aldığı sergi bildirisinin B/Süreç Tasarımı başlığında genç yaratıcıların emek süreci dışında; sergi de yer alan işlerle Derrida, Deleuze, 1 Mayıs, Negri&Hardt’a göndermeler ve alıntılamalarla arasında bağ kurmak güç. Küratör arkadaşların ‘Biz küratöryel ekip olarak, bu sergi sürecindeki emeğimizi “emeğini yaşatmak için hayatını veren kahramanlara ve yaşamı savunan emekçilere” adıyoruz.’ Mesajının üretilen işlerle neredeyse hiçbir bağı bulunmuyor. Burada karşılaştığımız durum son yıllarda güncel sanat dünyasında hakim olan tuhaf bir bakış açısını sergiliyor. Sergi bildirilerinde radikal, politik, kuramsal açıklamalarla; sergilenen eserler arasında olmayan bağlam. Küratörler eldeki yapıtlardan, yapıtların birleşme noktaları her neyse (tabii varsa) kavram üretse belki daha tutarlı olacak. Aksi durumda izleyicilerin kavram ve işler arasında bir bağlam yaratma çabası bir traji-komediye dönüşüyor. Aman dikkat!
www.akbanksanat.com
Bay Perşembe
Uluma’nın ardından..
Hayalbaz tarafından Haz.11, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: etkinlik, gösterim

Sisli, serin ve her zamanki tuhaf kokusuyla bir Kadıköy gecesini ardımıza bırakıp, yola vurduk kendimizi.
Allen Ginsberg’in 20 yüz yılın en önemli metinlerinden birini, sadece metin değil bir kuşağın tarihini ve manifestosunu haykırdı: Uluma…
5 Haziran Uluma İzmir Özel Gösterimi öncesi Hayalbaz ailesi afiş, poster, net, mail vb vs tüm olanaklarla etkinliğin duyurusunu yapmışlardı. Güneşli bir Perşembe günü binyılların, mitlerin ve düşlerin büyüdüğü ege şehrine 2 yoldaş adım atmıştık.

Howl / Uluma ilk kez 1955 yılında Frisco da Six Gallery de okunmuştu. Yıllardan beri ülke de bir Beat duyarlılığı/hareketi yaratma uğraşında olan 6:45 ekibi Uluma’nın Türkçe de aslına uygun ilk seslendirilişi üzerine yaptığı filmin üçüncü gösterimi için İzmir de Hayalbaz dayız.
Yıllardan beri ne Beat ne Sürrealizm, ne bilimkurgu ne de sitüasyonistler ülke topraklarında derli toplu ele alınmamışken, doğru dürüst bir kazı yapılmamışken yine kumlara şiirler yazıyor, boşluğa çiçekler ekiyorduk. Gösterim öncesi saatler telaşlı bir heyecan ve her zamanki tedirgin gülümsemelerle hazırlıklar tamamlanıyordu. Büyük bir kalabalık değil, gece ruhuyla yaşayabilecek arıza bir kitle bekleniyordu.
‘ jack Kerouac, On the Road’u yazdı…. William Seward Burroughs, Çıplak Şöleni yazdı… Neal Cassady, The First Thrid’ü yazdı…
Tüm bu kitaplar cenneten çıktı…’

5 haziran Perşembe saat 19:10 da ‘6:45 / Hayalbaz tertipsizlik komiteleri ve Mars koloni kurtuluş güçleri adına hoş geldiniz’ anonsuyla gösterim başladı. Filmin bitişiyle mekanı dolduran 40 kişi ayakta alkışa başladık. Dostum ile sahneye çıkıp kucaklaştık ve ardından Şenol yanımızda gelen 150 civarında 6:45 kitabını, ayraçlarını ve bazı özel nesnelerini ücretsiz olarak paylaşmaları çağrısını yaptı. Hemen ardından yılların fanzincisi Zatturi sahneye gelip şiirlerini okudu ve hemen sonrasındaki ‘dans edemediğimiz devrim, devrim değildir’ duyurumuzla hep beraber bir çeşit karnaval havasına geçtik. Arada dans ve müzik kesilip; artık özgür bir kürsü haline gelen sahnede bir çok dostumuz şiirleri okudu-yazdı-haykırdı…

Gece; prestijli bir çorbacı salonuna yapılan tekinsiz istekler ve bolca dostluk, paylaşım ve otonom yürekler ile son buldu. İşte İzmir de böyle kendi dilince, özgürce Uludu…
10.06.08
Bay Perşembe