İnsanlık Durumu
Hayalbaz tarafından Ara.04, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi, gösterim
İNSANLIK DURUMU- sergi

“…Yazar, devrimize musallat olacak felaketleri, zamanımızın karakterini bir kahin gibi evvelden hissediyor ve bütün dünyaya bildiriyor. Fakat uzak bir Çin’de geçen korkunç, trajik, şiddet dolu sahneler, bolluk içinde uyuklayan bir Avrupa’ya sadece egzotik gelmişti. 1930 dünyasının harp sonrası değil, harp öncesi olduğunu söylediği zaman, bu sözlere kimse ehemmiyet vermemişti… Kan ve hapishane dolu bir dünya, kamçılanan deliler, can veren insanları sımsıkı iplerle bağlayacak kadar kalpsiz cellatlar, korkunç işkenceler ve bu işkencelerden kurtulmak için zehiri ekmek gibi paylaşan insanlar! Bugün biliyoruz ki, bütün bunlar bir fanteziden ibaret olmayıp bir zamanlar dünyanın günlük hayatı olmuştur. Halbuki 1930 senesinde edebiyatta dramatik sahnelerden mümkün mertebe kaçınılır, yeknesak hayatların trajedisini tarife çalışılırdı. Sanatçılar iç sıkıntılarla, hayat yaşanmaya değer mi değmez mi gibi suallerle uğraşırken, Malraux’nun kitabı, lakaytlık içinde uyuşmuş Avrupa’ya indirilmiş bir sille idi. Fakat insanlar içlerine dönük bir vaziyette buna aldırmadılar.” (Melahat Menemencioğlu, ‘Mücadeleci ve San’atçı Andre Malraux’, Edebiyat Bahisleri, Cumhuriyet Gazetesi, Yıl 1959, Sayı 12.510)
Yukarıdaki metin, André Malraux’nun bir sahaftan alınmış İnsanlık Durumu kitabının içinden çıkan bir gazete kupüründen alıntıdır. Bu romandan sonra genel bir kavram haline gelmiş olan “insanlık durumu”, özde pasif bir tanım gibi görünse de tam tersine, radikal ve sert bir tavrı işaret eder. İnsanlık Durumu ideolojiler, sürgünler, savaşlar, inançlar, hayatta kalma mücadelelerine dışlanmışların penceresinden aktarıyor.
Bugünün post-modern dünyasına baktığımızda da aynı kavramlar daha şiddetli ve gerçekliğinden kopmuş bir şekilde devam etmektedir. Toplumun artık hümanist idealleri değil, sahte gerçeklikleri ve sistemin zorbalığını onay kurumu halini aldığımız günümüzde, ‘insanlık durumuna’ yeniden dönmek zorunluluğumuz var.
Erdal Kınacı’nın yapıtları toplumsal cinsiyet merceğinden insanlık durumunu sorguluyor. Toplumun tutucu ahlaki formları dışındaki var-oluşların, kadın-oluşların üzerindeki elbiseleri yırtıyor.
Güzin Tezel gündelik hayatın ışıltısı arasında gizlenmiş küçük bir cemaate uzatıyor deklanşörünün gölgesini. İnanç dediğimiz sistematiğin, tahakkümcü yapısını çocuk gözlerinden okumayı öneriyor.
Simber Atay aile soyağacının geçmişine bir bakış atıyor. Bu günün imgesini işin içine katarak…
Nezaket Tekin çizdiği resimli mülteci atlası ile aslında dünyamızın koca bir toplama kampına döndüğünün sinyallerini veriyor. Yıkıma koşan bir uygarlığın dünyasında hepimizin mülteci olduğunun altını kalınca çiziyor.
Suzan Orhan ise ülkenin ya da metropolün bodrum katlarına uzatıyor objektifini. Kaybetmeye doğmuş insanların yaşama enerjisini gündelik yaşam içinde yedirerek. Yıkık bir tepeden yeşilliklere dalan mağrur çocuk gözleri gibi.
Melahat hanım ile ilgili hiçbir kayıta ulaşamadık ama insanlar da içlerine dönük bir vaziyette buna aldırmadılar…
Rafet Arslan

Dembedem/feat: Stewart Todd(özel performans)
Hayalbaz tarafından Ara.04, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Hayalbaz Sahne, Konser, etkinlik
Dembedem ekibi, Londra’lı saksafon erbabı Stewart Todd ile bir kaç gecelik özel performanslar için yan yana geliyor.
Saykodelik etnik müziğin, free jazz ile birleşeceği performansın ikincisi 2 aralık çarşamba günü Hayalbaz Sahne de…


DENEYSEL PERŞEMBELER ( Mors )
Hayalbaz tarafından Kas.24, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Hayalbaz Sahne, Konser

Disiplinler arası deneysel sanat projesi Mors
Mors alfabesinden düşünlenerek, günümüzde iletişim ve ritmin kullanım şekillerine protest bir yaklaşımda bulunan performansın genel ismi ortaya çıkıyor. Müzik dili emprovize olan performasın, Uzakdoğu sahne sanatları ve Anadolu’da uzun yıllar kullanılmış enstrumanlar, gölge oyunu ve kukla oyunu seyirlerinden gelmeside geleneksel tarafını olusturuyor. Mors isimli görsel-işitsel projenin temellerini atan Karahan Kadırman, 2000 yılında alan kayıtları üzerine estruman kayıtları ve müzikal araştırma konuları ile sanatlararası iletişim, toplum bilim, çağdaş ve ethnic müzik konuları üzerinde stüdyo çalışmalarına devam etti. 2006 yılında İzmir K2 Güncel Sanat Merkezi’nde perde üzerinde ayrıntıları aradan kaldırıp, ışığın uzak – yakın ilişkisi ile görsel ve o an yapılan müzik ve kayıtlarla işitsel olan performansın ana hatlarını oluşturdu. 2007 yılında elektronik müzik kompozitörü Efe Akmen Mors’ta çalışmaya başladı. Mors 2008 yılında German Film Museum – Frankfurt’ ta kuratör Heike Stockhouse tarafından yapılan “Made in Turkey” sergisine proje grubu olarak çağrıldı. “1978′den 2008′e Türk Sanatçıların Konumları” nı konu alan sergide Communication teması ile ses ve ritm arkiteplerinin (temel biçimlerinin) algılanma ve iletişim seviyeleri olarak anlatıldığı audiovisual performansı sergiledi. Felsefe, görsel ve plastik sanatlarla yakın ilişki içinde olan Mors 2008-2009 senesinde çeşitli sergi, bienal ve festivallerin yanı sıra belge film çalışmalarında bulundu. Mors zaman zaman konuk olan diğer müzisyenler ile sahne performanslarına devam ederken çalışmalarını kendi stüdyolarında ve artroom227′de sürdürmektedirler.
Hayalbaz Yeni Atılımlarla Sezonu Açtı
Hayalbaz tarafından Kas.02, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Kategorilenmemiş


Sevgili Hayalbaz dostları; uzun çaba ve emeklerle ciddi bir tadilat sürecini atlayarak yeni sezonda sizlerle birlikteyiz. Bircan Sayar’ın kişisel fotoğraf sergisi yeni sezonun ilk sanat pratiği-paylaşımı oldu. Jazz 5, Dembedem ile Hayalbaz sahne İzmir’in alternatif müzik merkezi olmaya devam ediyor. Yeni sezonda Oyunbozan grubunun dağılması ile yollarımızı ayırırken, aramıza yeni ve daha deneysel katılımlar olacak.
Amacımız farklı disiplinlerde üretimlere alanlar açmak, İzmir’in durgun-ataletli kent kültür hayatına daha genç, dinamik, özgün performanslar-projelerle güç vermek; beraberce üretmek ve paylaşmaktır. Bu anlamda farklı sanatsal pratiklere gerek mekan olarak Hayalbaz içinde, gerekse farklı mekanlarda destek vermeye devam edeceğiz. Rafet Arslan’ın koordinatörlüğündeki Toplum Düşmanı projesinin, öncelikle İstanbul KargArt ardından İzmir ayağını önümüzdeki aylarda hayata geçireceğiz. Ayrıca Karga Mecmua’nın her yeni sayısına İzmir de Hayalbaz aracılığıyla ulaşabileceksiniz.
Hayalbaz sahnede geçen sezon olduğu gibi İzmir dışından da nitelikli, radikal, özgün sesleri-emekleri ağırlamaya devam edecek. Akın Eldes, Siya SiyaBend, DDR, Kara Güneş konserleri ile başlattığımız atılımı daha da geliştirerek, büyütmeyi amaçlıyoruz.
Bu anlamda gerek İzmir içinde deneysel müzik yapan Hayalbaz sahne gruplarına ve il dışında konuk edeceğimiz müzisyen dostlara emeklerinin karşılığını daha iyi verebilmek adına, kurumsal bazı uygulamalara geçeceğiz. Etkinlik ve performansların niteliğini ve verdiğimiz hizmetin kalitesini arttırmak için aldığımız kararlardan biri, yeni sezonda her sahne performansı gününde Hayalbaz’ın konuklarından 7,5 TL giriş bedeli almak olacak. Böylece her misafirimiz, bilet karşılığı 1 adet yerli içkisini içerken aynı zamanda Hayalbaz sahnesine renk veren müzisyenlere aktarılacak bir kaynağa yardımcı olacaklar.
Tüm Hayalbaz dostlarının yeni sezonda bize güç vermeye devam edeceği inancıyla, beraber üretmeye-eğlenmeye devam diyoruz.
Selamlar
Hayalbaz
ARTIK HİÇBİR ŞEY EŞSİZ DEĞİL
Hayalbaz tarafından Eki.21, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi, etkinlik, gösterim
Artık herşeye ulaştığınızı sanıyorsunuz. Artık herşeyi kendinizin seçtiğini ve bunun eşsiz bir şey olduğunu. Her bir tükettiğinizin, sizin kendi algı açlığınızda, yeni bir hazzınızı doyurduğunu sanıyorsunuz.
Alışkanlıklarınız var, tüketmek gibi, yitirmek gibi, kaybetmek gibi.
Oysa her bir tüketmede, tükenip yitip giden, kaybolan sonunda siz oluyorsunuz, biliyorsunuz.
Bu sergi eşsiz değildir!
Bu sergi yok!
Peki ya siz?
Siz, en son ne zaman eşsizdiniz?
Ozan Durmaz
BU KENTTE GREV VAR!
Hayalbaz tarafından Tem.08, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: sokak
BU KENTTE GREV VAR!
Bir türlü artmayan işçi ücretleriyle sadece maddi olarak değil ruhsal, düşsel ve düşünsel olarak da köşeye sıkıştırılan, özel iş bulma kurumları ve kiralık işçilik yasa tasarıları ile sadece kazanılmış ve yasal haklarına değil hayatı hakkında söz sahibi olmasını sağlayan tüm haklarına göz dikilen, kıdem tazminatına el koyma girişimleriyle sadece emeğinin karşılığını kaybetmek ve sermayeye yatırım unsuru olmaktan öteye gidemeyen, hayatının her noktası işgal altına alınmak istenen, bir üretim elemanı gibi tanımlanan ve kendi hayatına yabancılaştırılan sadece işçiler değil aynı dayatmalarla, tahakkümlerle hayatsal alanları makro ya da mikro boyutta sürekli ve tekar tekrar işgal edilen hepimiziz.
İşçilerin, yani hepimizin isyanının; devlet ile yapılan kağıtlardaki peşkeş çekme antlaşmalarındaki sözde zaferlerle, kurum, dernek ya da sendika üyelikleriyle, iki gün sonra vazgeçilecek grevlerle, sistemin politikalarına alet edilmeye çalışılarak kısıtlanan, kısırlaştırılan, yalnızlaştırılan, gözleri ve gönlü bağlanan bir algılama ile savunulması mümkün değildir.
Hayatımızı bombalayan, zihinlerimizi kanatan sistemin tüm saldırılarına karşı, sokak sokak, düş düş, ruhlarımızı titrete titrete, sürekli ve büyüyen, kenti saran bizim, hepimizin grevi için yürekten haykıralım;
BU KENTTE GREV VAR!
ŞEBEKE
Bandista
Hayalbaz tarafından Tem.08, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Hayalbaz Sahne
De te fabula narratur, senin hikayeni anlatıyorlar!!
Bandista bir aralık, bu darlık bu basmakalıp, bu ayık kafayla esrik taklitleri, bu aramızda yaşayan katilleri teşhir etmek gerek dedi evde uyuklarken. Uyanmak gerek dedi önce kendi kendine, evde bir gitar çaldı manuş, klarnet aktı meyanlı, kaydırmalı, akordeon zaten doldurmuştu köşe bucak, vurmalılar hazırdı “marş”a, başladı ev’in hikâyesi, varyetesi söküp söküp yapmanın.
Bandista evi şenlik kıyamet bir eylem bandosu şimdi ses vermekte ska, balkan, vertov, reggae, eşitlik, özgürlük, cango, votka, adalet, kökler sularından… Bandista evinde geceler gündüz gündüzler denktir geceye, bu evde güneş batsa da dinlenir ev hece heceye. Bu evin odaları geniş uzun dar hayal; bu evde mebzul miktar kapılar kilitsiz gıcırdar. Bu evde koridorlar, sokaklar ve meydanlar, sahneler salonlar dansla sesle hınçla çığlıklar… Bu ev bir dağ başında bir gettoda ya da down-town’da, bu ev dev bir karavan bu evi bulur arayan. Bu evin sakinleri kara kızıl mor renkleri, yeşil sarı turunç ve nar, bu ev binbir bedenle var. Bu ev döker alınteri, bu ev rahim yangın yeri; söndürür kandilleri nice esrik sever evi. Bu evde geçmiş hüzünle değil hüsnü kabulle, bu evde gelecek yokla değil beklenir telaşla. Bu ev tenha bu ev kalplerimizde, kardeşlerimizle, kardeşimize..
Nikotin Çıkmazı
Hayalbaz tarafından Haz.23, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi
Nikotin Çıkmazı
Bu nikotin gibi yapışkan ve karanlık hayatları yaşayan insanların hikayesidir. 25 yıllık bir otelin onar metrekarelik odalarında, en yenisi altı, en eskisi yirmi beş yıldır yaşayan yaklaşık 80 kişiden objektiften korkmayanları ve onay verenleri konu alır.
yaklaşık 8 ay boyunca haftada/iki haftada bir olmak üzere yaptığımız ziyaretlerin belgeleridir. toplumun ötelediği insanların aslında öteleyenler gibi olduklarını anlayabilmek adına yaşam alanları ve hayatlarını konu alır.
Merve Ercegil
Burak Çirik
25 Haziran – 5 Temmuz
Kargaşa 9 // “Hack’leyin!”
Hayalbaz tarafından Haz.23, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi
“Hack’leyin!” // İzin almaya gerek yok değil mi?
“Hack” kavramı her ne kadar genel algılanışı olarak bilgisayar programlamacılığı ile birlikte anılsa ve “hacker”lar da zararsız ve kimi zaman zararlı bir altkültür öğesine indirgenmeye çalışılsa da bu kavramı bu özelliklerinden sıyırıp daha soyut bir şekilde algılamaya başlamak önemli bir adım olacak.
“Hacker” lar sisteme zarar verdikleri oranda zararlı ve suçludurlar. Sisteme faydası dokunacağı anlaşıldığı andan itibaren ise tanımlanmaya ( “beyaz başlıklılar” veya “siyah başlıklılar” vs. gibi- siyahlar sadece eğlence ve kendi yararları için hack’lerken, beyazlar büyük şirketlerce kiralanıp sistemlerinin güvenliğini sağlıyorlar ) ve “etik hacker”lar olarak etiketlenemeye başlıyorlar ve tabii ki sadece “kendi alanları”nda çalışmaları ve “uzmanlıkarı”nı icra etmeleri isteniyor sistemce: yani sistemi korumaları kısaca.
Peki bu sistem deyip durduğumuz ve yaratıcı her öğeyi eninde sonunda dolaşımına sokmayı başaran ve paraya / metaya / arzu nesnesine indirgeyen bu büyük makine “hacker” ları da en basit anlamıyla bir “girişimci”ye dönüştüremez mi? ve verimliliği oranında bir fiyat biçmez mi onlara? Tabii ki biçer bu tartışılmaz bir gerçek. Tam da bu yüzden sanatçı / hacker kendisiyle de mücadele etmek zorunda: “nezih olan”, “kutsal olan” karşısında daima şüpheci olmak. Dolaşıma sokulamayacak kadar vur kaç’cı – bu demek ki ne olduğu anlaşılana kadar ne’liğini yerine getiren; bu ne’liğe tutulup kalmayan, bir sonraki adımına hazırlıklı ve tereddütsüz, ne’liğini adlandırmaya, etiketlemeye çalışanlara ve olur olmaz sahiplenmeye çalışanlara karşı gerekirse inkarcı olan. Kimsenin hafızasına güvenmeyen, hiç bir verili / dünyalı literature / kavramsallaştırmaya / bağlamlaştırmaya güvenmeyen kendi kavramlarını açık ve net ortaya koyan ve gerekirse yeniden ve yeniden tanımlamaktan çekinmeyen. Doğası gereği keşfetmek, özgürce üretimini icra etmek, yaratmak isteyen “hacker”lar, sanatsal anlamada üretici ve yaratıcılarla pek çok ortak nokta taşıyorlar aslında. Bizim de kargaşa yaratmak isterken çıkış noktamız buydu:
Bir sanatçı / yaratıcı / üretici olarak hacker’ları; sanatın, pornonun, edebiyatın, politiğin, iktidarın tüm bağlantı noktalarıyla beraber kodlarını çözmeye çağırıyorduk. Tüm bu “kargaşa”nın kodları nasıl kırılabilir ve yeni bir “kargaşa” nasıl yaratılırdı?
“Sanatta da kapitalizm”in [tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi] hareket alanımızı kısıtladığı -ki bu zaten uzun zamandır tanımlanabilir bir durum- günümüzde, sanatçı / yaratıcı / üreten; var edilmiş ve dayatılmış olan kodları nasıl ortadan kaldırır, kaldırabilir, ya da “hack”ler? Böyle bir olasılık günümüzde gerçek üreticiyi dayatılan onca baskıya (baskıların ne kadar çeşitlilikte olabileceğini biliyoruz) rağmen engelleyebilir mi? en genel ve geniş adlandırmayla “sanat”, bu kodları görmek, yok etmek ve karşılarında uyanık durmak için ve sinsice dayatılanları kapıp dayatanlara karşı kullanmak için hâlâ en kullanılası araç değil midir? Sanat ve diğer tüm varlığımızı anlamlandırma araçları arasında gittikçe belirsizleşen çizgi ve bizim içinde devindiğimiz, sayısız parmağın birbirini gösterdiği yeni “dünya”da artık yeni bir dil oluşmalı. Oluşmakta belki de, o kadar içindeyiz ki farkında değiliz.
“Hack”leyebileceğiniz klasik anlamda bir sergi alanında “gerçekliği” kullandıkları malzemeden, ürettikleri projelere kadar hack’leme niyetinde olan 30 yaratıcı / sanatçı var “Kargaşa 9”da. Kimileri içinde devindikleri ortamı önce tanımlayıp sonra o ortamda çatlaklar oluşturuyorlar, kimileri bedenleri ile kendilerine yollar açıyorlar- kendi yollarını…Kimileri çevrelerine bakıyor şimdi-geleceği ve geçmiş- geleceği işaret ediyorlar.
En basit anlatımla “bir sergiye neden gitmek isteriz hala?” Kendiniz karar verin…
Not: imaj altı için
“Yollarını bulan pasta ve ayakkabılar. İçinizdeki “hacker”ı serbest bırakın!”
5 – 30 Haziran 2009
* Sergi açılış kokteyli: 5 Haziran Cuma, Saat: 20:00
* Sergi Pazartesi günleri dışında 13:00- 20:00 arası gezilebilir.
geleneksel KargART kapanış sergisi Kargaşa’nın dokuzuncusunu düzenliyoruz bu sene ve alt başlığı “Hack’leyin!”.
“hack” ve “hacker” kavramlarını olağan kullanımlarından farklı tutarak katılımcıları içinde yaşadığımız sistemi ( doğal, sosyal, kültürel, ekonomik veya sanatsal diye ayırmadan bir bütünlük içerisinde) “hack”lemeye ve kodlarını çözmeye çağırdık. “sanatçı” / “üretici” / “yaratıcı” da tabii ki bu sistemin içinde yaşıyor ve “onların üretim süreci sistemin işleyişinin içerisinde nerede duruyor?” aslında tüm derdimiz buydu sergiyi kotarmaya çalışırken.
tüm bu “kargaşa”nın kodları nasıl kırılabilirdi ve yeni bir “kargaşa” nasıl yaratılırdı?
“sanatta da kapitalizm”in [tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi] hareket alanımızı kısıtladığı -ki bu zaten uzun zamandır tanımlanabilir bir durum- günümüzde, sanatçı / yaratıcı / üreten; var edilmiş ve dayatılmış olan kodları nasıl ortadan kaldırır, kaldırabilir, ya da “hack”ler? Böyle bir olasılık günümüzde gerçek üreticiyi dayatılan onca baskıya (baskıların ne kadar çeşitlilikte olabileceğini biliyoruz) rağmen engelleyebilir mi? en genel ve geniş adlandırmayla “sanat”, bu kodları görmek, yok etmek ve karşılarında uyanık durmak için ve sinsice dayatılanları kapıp dayatanlara karşı kullanmak için hâlâ en kullanılası araç değil midir? Aslına bakılırsa artık tüm bunların artık pek de önemi kalmadı. sanat ve diğer tüm varlığımızı anlamlandırma araçları arasında gittikçe belirsizleşen çizgi ve bizim içinde devindiğimiz, sayısız parmağın birbirini gösterdiği yeni “dünya”da artık yeni bir dil oluşmalı. oluşmakta belki de, o kadar içindeyiz ki farkında değiliz.
Unutmadan hack’lemek için izin almanıza gerek yok!!
Katılımcılar ve eserleri:
PJ Alive // “over pff!” , ataçç // “kutu”, Ayhan Mutlu // “Etki Tepki”, Aysun Öner // “Profesyonelleşmenin Dikenli Yolları”, Baran Tokmakoğlu // “kırmızı” , Çiğdem Menteşoğlu // “İnsan Taşımacılığı”, Deniz Rona // “Gülümseyin, Çekiyorum!”, Ece Dündaralp // “Where am I”, Eda Alpman // “ex nihilo nihil”, Pet05 // “money hacked the world”, Fikret Yavuzçetin // “köre zahmet ve teklif yoktur”, Gamze Özer // “isimsiz”, Gülşah Bayraktar // “Sanatçının Gömleği”, İlke Haspalamutgil // “She is a man, He is a woman” , Kardelen Fincancı // “Dil Üstünde Kaydırmaca”, Mahir Duman & Ezgi Güner & Tolga Eliuz // “Kardiyoloji”, “Tecrit”, Murat Sezer // “isimsiz”, Nezaket Tekin / Doruk Demircioğlu // “Ben sana sanat yapma demiyorum, hobi olarak yine yap”, Niyazi Selçuk // “Novus Ordo Seclorum”, Özgür Ufuk Ataç // “Sanatçının Masturbasyon Kutusu”, Şebeke // “Şebeke”, Şenol Erdoğan // “Karşı-mimari”, “motionless shadows”, Serdar Kökçeoğlu // “Korsan Kitap Sergisi“, Sibel Bozkurt // “İş Görüşmesi”,, Suzan Orhan // “Kenti-Boz”, Tahir Ün // “Ergenekon Sorgulaması”, Tolga Eliuz //“Triple”
Ve eserleri:
PJ Alive, “over pff!”, spontane siberuzay videosu, 20’
Ataçç, “kutu” , dokunulabilir yerleştirme
Ayhan Mutlu, “Etki Tepki”, video, 20’,
Aysun Öner, “Profesyonelleşmenin Dikenli Yolları”, Fotograf Serisi
Baran Tokmakoğlu, “kırmızı”, performans
Çiğdem Menreşoğlu, “İnsan Taşımacılığı”, Çuval üzerine çizim ve kolaj
Deniz Rona, “Gülümseyin, Çekiyorum!”, performans & dökümantasyon
Ece Dündaralp, “Where am I”, heykel
Eda Alpman, “ex nihilo nihil”, karışık teknik, 150*210 cm
Pet05, “money hacked the world”, cam fanus içine simuliasyon dünya maketi kutu, 160×80x50
Fikret Yavuzçetin, “köre zahmet ve teklif yoktur”, dijital baskı
Gamze Özer, “isimsiz”, karışık teknik, 159 * 142 mm
Gülşah Bayraktar, “Sanatçının Gömleği”, yerleştirme
İlke Haspalamutgil, “She is a man, He is a woman” , kanvas üzerine akrilik, 120 x 90 cm
Kardelen Fincancı, “Dil Üstünde Kaydırmaca”, Yapıştırılabilir Performans
Mahir Duman / Ezgi Güner / Tolga Eliuz, “Kardiyoloji”, dijital baskı, 50*28 cm
“Tecrit”, dijital baskı, 40*60 cm
Murat Sezer, “isimsiz”, tuval üzerine akrilik, 120*100 cm
Nezaket Tekin & Doruk Demircioğlu, “Ben sana sanat yapma demiyorum, hobi olarak yine yap”, Fotoğraf, dijital baskı, 180*90 cm
Niyazi Selçuk, “Novus Ordo Seclorum”, Kısa Film, 10’
Özgür Ufuk Ataç, “Sanatçının Masturbasyon Kutusu”, tuval üzerine karışık teknik, 35*50 cm
Şebeke, “Şebeke”, kolaj, dijital baskı, A4
Şenol Erdoğan, “Karşı-mimari”, dijital baskı
“motionless shadows”, yerleştirme
Serdar Kökçeoğlu, “Korsan Kitap Sergisi”, nesne
Sibel Bozkurt, “İş Görüşmesi”, 42*29,5 cm
Suzan Orhon, “Kenti-Boz”, Fotoğraf Serisi, fotoblok baskı
Tahir Ün, “Ergenekon Sorgulaması”, oto-kolaj, 150*100 cm
Tolga Eliuz, “Triple”, dijital baskı
Sergiden bir kaç kare;(Büyütmek için tıklayınız.)
DDR Doğu Almanya
Hayalbaz tarafından Haz.16, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Konser

Bay Perşembe Doğu Almanya’dan Bildiriyor…
Biz bize DDR konserleri 5 mi 6 mı diye matrak başlıyor gece. Ama post-endüstriyel kapitalizmin en Dick Laurentçi karabasan tınılarıyla başlıyor konser: Alan Araştırması… Şarkının sonlarına doğru gitarlar çıldırıyor, vücuduma hakim olamıyorum. Arkada perde de dönen 1 işçi mitingi-direnişi belgeseli. Kesintisiz Meinhof’a bağlıyor DDR ve şarkının en yükseldiği anda fonda Yol-İş İzmir 3 Nolu Şubesi pankartı gözüküyor. Dişlerimi sıkıyorum, aklıma Ulrike’nin gözleri düşüyor; kifayetsiz…
Alkışlar arasında Cihan ‘Büyükanıt’ın 1 sözüne atfen’ diyerek başlatıyor şarkıyı : tankları bekliyoruz… Sahnenin önündeki kabinde Doğu Almanya bayrağı.
Ardından Can’ın Kapital’in meşhur metafetişizmi pasajlarına gönderme lirikleriyle bezenmiş şarkı sözleri geliyor.
Gece ilerlerken kalabalık artıyor, biz bize halden uzaklaşıyoruz. Ama izleyici çok canlı değil, sanırım Kadıköy’ün 3 delisi, ben, Ş.E ve Oya (ki dostlar arasında sadece onun nickname’i yoktur) yerimizde pek duramıyoruz. Yükselen enerji ile Sputnik ile beraber ilerliyor ve o ilk çocukluk düşlerime geri dönüyorum. Ve yeniden kozmonot olmak istiyorum, kozmos ile beraber Yuri Gagarin amcaya bir selam yolluyorum.
Sonra, sonra cızırdayan melodiler ile Kötülüğe Tapanlar giriyor ve büyüyor tekinsizlik. Karanlık tarafa kısa bir koşu ve şarkı birden bire bitiveriyor. Kayıtsızlık… ölüm… delilik… Laura Palmer’ın bedeninden fışkıran karanlıkta boy veriyor (bence) DDR’nin en ‘sıkı’ şarkısı İkiz Tepeler. Kötülük, kötülük, kötülükkk…
Gecenin ritmi burada Taxim Gitar-Beatles da aksak. Gitarların kopuk doğaçlamaya enstrümantal Mukavemet ve de org da Bora’nın coştuğu Yönet. Kes, parçala yönet, öldür yönet…
msn’ye giren, porno indiren bir Kraftwerk coverı ve ardından Frankeinstein…
Gece doğaçlamaya dönüyor tamamen bir yerden sonra, çocuklar yaklaşık 1 saat süren bir performans yapıyorlar. Kapıyorlar, kaptırıyorlar, yanıyorlar, yakıyorlar. Bir ara deniz ve Bora bize mikrofon sizin diyorlar önce Ş.E ardından ben birer kısa spontene lirik okuyoruz. Doğaçlama farklı mutasyonlar ile büyüyor, canlanıyor ve çocuklar ancak 6. seferde sonlandırabiliyorlar eylemi…
Çocuklar bizim çocuklar, iyi çocuklar, zımba gibi çalıyor, yıkıyor çocuklar. Aklıma Atina geliyor Alexie’nin sıcak günleri. Güzel şehirler ne de güzel yanıyorlardı.
Aslında şehirlerin şahlarındandır, güzel İzmir. Bu yüzden terk ederken Taksimi, gece tutuşmalı DDR ile diyorum tutkulu bir Alsancak adası akşamı… Hatta sarhoş martılı bir Haziran akşamı…







