Hayalbaz

Sergi

Toplum Düşmanı

Hayalbaz tarafından Şub.10, 2010 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Hayalbaz Sahne, Sergi, etkinlik

Son 30 yıl içinde uzlaşma/konsensus kavramları küresel kültürün-hayat tarzının temel değerleri haline geldi.çatışma yerine müzakereyi temel alan bu kültür geliştikçe, insan var oluşunun uysallık eğilimi artmaktadır.

Gündelik hayatın sunduğu her seçenek, sistem içi rol modelleri arasından ‘özgürce’ seçim yapmak üzerine kuruludur. Oysa insanoğlu verili düzenekler içinde seçim yaptıkça köleliliği daha da artmaktadır. Arık bu kölelik her hangi bir kiliseye olduğu gibi, bir şirkete de yönelebilmektedir.

Politik doğruculuk denen kavramın ilerleyişiyle, dış sansür yanında otosansür de tek tek bireylerin beyinlerinde yer sahibi olmuştur.

Dünya ile uygarlık ile insan ile kökten hesaplaşmayı, yalnız kalmayı göze almayan her üretim ya da varoluş sistemi güçlendirmekten başka işe yaramayacaktır. Bu yüzden kötümserliğimizi örgütlemek zorundayız. Çünkü kötümserliği örgütlemek demek, kelimenin Benjaminci anlamıyla ilk başta ahlaki metaforu kapı dışarı etmek demektir. Gündelik hayatı ele geçiren şiddet karşısında, şiddetli olmalıyız. Nihilist saldırganlığın doğurgan enerjisini hatırlayarak işe başlayabiliriz
Sistemim hayatın her alanında ürettiği pornografiden çıkış, içten patlayarak pornografiyi aşacak; yeni bir pornografi ile olacaktır; porno politik ile mümkün olacaktır.

Toplum düşmanı politikaya karşıdır, iktidara olduğu kadar muhalefete de karşıdır, bir rol modeline dönen muhalifliği de karşıdır. İhtiyacımız toplumun taşıdığı her türlü hastalığa karşı, total bir reddiyedir. Yeni var oluşları, durumları, mutasyonları büyütmek için.

Yorum bırak.. devamı...

Ofsayt Korkusu

Hayalbaz tarafından Oca.15, 2010 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Hayalbaz Sahne, Sergi, etkinlik

Güncel sanat dünyası uzun zamandır, sürekli başarıya oynayan, bir çeşit star sistemine döndü.
Başarı için her yol mubah bu arenanın içine dahil olmak istemeyen emekleri öne çıkartmak gerek.

Ofsayt Korkusu, gole gitmeyi değil güzel top oynamayı temel alan, ofsayda düşmekten çekinmeyen bir takım kuruyor. Neticeye değil oyun keyfine, izleyici hazzına oynuyor. Güzel bir oyun ortaya koymak ya da arıza kaydı olmak için.
Amokachi’yi ilerde yalnız bırakmama çabası olarak
Ofsayt Korkusu

karma/güncel sanat sergisi
düzenleyen: Hayalbaz Sanat
koordinasyon: Süleyman Zafer Handan/ bay perşembe

Katılımcılar:
CİNS
ONSTON
Gökçe Sümerkan
Zeynep Özkazanç
Şenol Erdoğan
Gamze Özer
Erman Akçay
Sedat Türkantöz
Burak Cirik
Nezaket Tekin
Elif Yıldız
Suzan Orhan
Michele
Özgür Öztürk
Hande Kuşuoğlu

Tarih:
16/31 Ocak 2010
açılış:
16 Ocak Cumartesi, saat: 19:00

Yer:
Hayalbaz
Adres: 1448 Sok. Hayat Sokağı
Kıbrıs Şehitleri / Alsancak İZMİR

iletişim:
hayalbazekibi@gmail.com

Yorum bırak.. devamı...

İnsanlık Durumu

Hayalbaz tarafından Ara.04, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi, gösterim

İNSANLIK DURUMU- sergi
“…Yazar, devrimize musallat olacak felaketleri, zamanımızın karakterini bir kahin gibi evvelden hissediyor ve bütün dünyaya bildiriyor. Fakat uzak bir Çin’de geçen korkunç, trajik, şiddet dolu sahneler, bolluk içinde uyuklayan bir Avrupa’ya sadece egzotik gelmişti. 1930 dünyasının harp sonrası değil, harp öncesi olduğunu söylediği zaman, bu sözlere kimse ehemmiyet vermemişti… Kan ve hapishane dolu bir dünya, kamçılanan deliler, can veren insanları sımsıkı iplerle bağlayacak kadar kalpsiz cellatlar, korkunç işkenceler ve bu işkencelerden kurtulmak için zehiri ekmek gibi paylaşan insanlar! Bugün biliyoruz ki, bütün bunlar bir fanteziden ibaret olmayıp bir zamanlar dünyanın günlük hayatı olmuştur. Halbuki 1930 senesinde edebiyatta dramatik sahnelerden mümkün mertebe kaçınılır, yeknesak hayatların trajedisini tarife çalışılırdı. Sanatçılar iç sıkıntılarla, hayat yaşanmaya değer mi değmez mi gibi suallerle uğraşırken, Malraux’nun kitabı, lakaytlık içinde uyuşmuş Avrupa’ya indirilmiş bir sille idi. Fakat insanlar içlerine dönük bir vaziyette buna aldırmadılar.” (Melahat Menemencioğlu, ‘Mücadeleci ve San’atçı Andre Malraux’, Edebiyat Bahisleri, Cumhuriyet Gazetesi, Yıl 1959, Sayı 12.510)
Yukarıdaki metin, André Malraux’nun bir sahaftan alınmış İnsanlık Durumu kitabının içinden çıkan bir gazete kupüründen alıntıdır. Bu romandan sonra genel bir kavram haline gelmiş olan “insanlık durumu”, özde pasif bir tanım gibi görünse de tam tersine, radikal ve sert bir tavrı işaret eder. İnsanlık Durumu ideolojiler, sürgünler, savaşlar, inançlar, hayatta kalma mücadelelerine dışlanmışların penceresinden aktarıyor.
Bugünün post-modern dünyasına baktığımızda da aynı kavramlar daha şiddetli ve gerçekliğinden kopmuş bir şekilde devam etmektedir. Toplumun artık hümanist idealleri değil, sahte gerçeklikleri ve sistemin zorbalığını onay kurumu halini aldığımız günümüzde, ‘insanlık durumuna’ yeniden dönmek zorunluluğumuz var.
Erdal Kınacı’nın yapıtları toplumsal cinsiyet merceğinden insanlık durumunu sorguluyor. Toplumun tutucu ahlaki formları dışındaki var-oluşların, kadın-oluşların üzerindeki elbiseleri yırtıyor.
Güzin Tezel gündelik hayatın ışıltısı arasında gizlenmiş küçük bir cemaate uzatıyor deklanşörünün gölgesini. İnanç dediğimiz sistematiğin, tahakkümcü yapısını çocuk gözlerinden okumayı öneriyor.
Simber Atay aile soyağacının geçmişine bir bakış atıyor. Bu günün imgesini işin içine katarak…
Nezaket Tekin çizdiği resimli mülteci atlası ile aslında dünyamızın koca bir toplama kampına döndüğünün sinyallerini veriyor. Yıkıma koşan bir uygarlığın dünyasında hepimizin mülteci olduğunun altını kalınca çiziyor.
Suzan Orhan ise ülkenin ya da metropolün bodrum katlarına uzatıyor objektifini. Kaybetmeye doğmuş insanların yaşama enerjisini gündelik yaşam içinde yedirerek. Yıkık bir tepeden yeşilliklere dalan mağrur çocuk gözleri gibi.
Melahat hanım ile ilgili hiçbir kayıta ulaşamadık ama insanlar da içlerine dönük bir vaziyette buna aldırmadılar…
Rafet Arslan

İNSANLIK DURUMU- sergi

“…Yazar, devrimize musallat olacak felaketleri, zamanımızın karakterini bir kahin gibi evvelden hissediyor ve bütün dünyaya bildiriyor. Fakat uzak bir Çin’de geçen korkunç, trajik, şiddet dolu sahneler, bolluk içinde uyuklayan bir Avrupa’ya sadece egzotik gelmişti. 1930 dünyasının harp sonrası değil, harp öncesi olduğunu söylediği zaman, bu sözlere kimse ehemmiyet vermemişti… Kan ve hapishane dolu bir dünya, kamçılanan deliler, can veren insanları sımsıkı iplerle bağlayacak kadar kalpsiz cellatlar, korkunç işkenceler ve bu işkencelerden kurtulmak için zehiri ekmek gibi paylaşan insanlar! Bugün biliyoruz ki, bütün bunlar bir fanteziden ibaret olmayıp bir zamanlar dünyanın günlük hayatı olmuştur. Halbuki 1930 senesinde edebiyatta dramatik sahnelerden mümkün mertebe kaçınılır, yeknesak hayatların trajedisini tarife çalışılırdı. Sanatçılar iç sıkıntılarla, hayat yaşanmaya değer mi değmez mi gibi suallerle uğraşırken, Malraux’nun kitabı, lakaytlık içinde uyuşmuş Avrupa’ya indirilmiş bir sille idi. Fakat insanlar içlerine dönük bir vaziyette buna aldırmadılar.” (Melahat Menemencioğlu, ‘Mücadeleci ve San’atçı Andre Malraux’, Edebiyat Bahisleri, Cumhuriyet Gazetesi, Yıl 1959, Sayı 12.510)

Yukarıdaki metin, André Malraux’nun bir sahaftan alınmış İnsanlık Durumu kitabının içinden çıkan bir gazete kupüründen alıntıdır. Bu romandan sonra genel bir kavram haline gelmiş olan “insanlık durumu”, özde pasif bir tanım gibi görünse de tam tersine, radikal ve sert bir tavrı işaret eder. İnsanlık Durumu ideolojiler, sürgünler, savaşlar, inançlar, hayatta kalma mücadelelerine dışlanmışların penceresinden aktarıyor.

Bugünün post-modern dünyasına baktığımızda da aynı kavramlar daha şiddetli ve gerçekliğinden kopmuş bir şekilde devam etmektedir. Toplumun artık hümanist idealleri değil, sahte gerçeklikleri ve sistemin zorbalığını onay kurumu halini aldığımız günümüzde, ‘insanlık durumuna’ yeniden dönmek zorunluluğumuz var.

Erdal Kınacı’nın yapıtları toplumsal cinsiyet merceğinden insanlık durumunu sorguluyor. Toplumun tutucu ahlaki formları dışındaki var-oluşların, kadın-oluşların üzerindeki elbiseleri yırtıyor.

Güzin Tezel gündelik hayatın ışıltısı arasında gizlenmiş küçük bir cemaate uzatıyor deklanşörünün gölgesini. İnanç dediğimiz sistematiğin, tahakkümcü yapısını çocuk gözlerinden okumayı öneriyor.

Simber Atay aile soyağacının geçmişine bir bakış atıyor. Bu günün imgesini işin içine katarak…

Nezaket Tekin çizdiği resimli mülteci atlası ile aslında dünyamızın koca bir toplama kampına döndüğünün sinyallerini veriyor. Yıkıma koşan bir uygarlığın dünyasında hepimizin mülteci olduğunun altını kalınca çiziyor.

Suzan Orhan ise ülkenin ya da metropolün bodrum katlarına uzatıyor objektifini. Kaybetmeye doğmuş insanların yaşama enerjisini gündelik yaşam içinde yedirerek. Yıkık bir tepeden yeşilliklere dalan mağrur çocuk gözleri gibi.

Melahat hanım ile ilgili hiçbir kayıta ulaşamadık ama insanlar da içlerine dönük bir vaziyette buna aldırmadılar…

Rafet Arslan

15569_183621032862_577732862_2781367_1302940_n
Yorum bırak.. devamı...

ARTIK HİÇBİR ŞEY EŞSİZ DEĞİL

Hayalbaz tarafından Eki.21, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi, etkinlik, gösterim

afis son

Artık herşeye ulaştığınızı sanıyorsunuz. Artık herşeyi kendinizin seçtiğini ve bunun eşsiz bir şey olduğunu. Her bir tükettiğinizin, sizin kendi algı açlığınızda, yeni bir hazzınızı doyurduğunu sanıyorsunuz.

Alışkanlıklarınız var, tüketmek gibi, yitirmek gibi, kaybetmek gibi.
Oysa her bir tüketmede, tükenip yitip giden, kaybolan sonunda siz oluyorsunuz, biliyorsunuz.

Bu sergi eşsiz değildir!
Bu sergi yok!
Peki ya siz?
Siz, en son ne zaman eşsizdiniz?

Ozan Durmaz

Yorum bırak.. devamı...

Nikotin Çıkmazı

Hayalbaz tarafından Haz.23, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi

Nikotin Çıkmazı

Bu nikotin gibi yapışkan ve karanlık hayatları yaşayan insanların hikayesidir. 25 yıllık bir otelin onar metrekarelik odalarında, en yenisi altı, en eskisi yirmi beş yıldır yaşayan yaklaşık 80 kişiden objektiften korkmayanları ve onay verenleri konu alır.

yaklaşık 8 ay boyunca haftada/iki haftada bir olmak üzere yaptığımız ziyaretlerin belgeleridir. toplumun ötelediği insanların aslında öteleyenler gibi olduklarını anlayabilmek adına yaşam alanları ve hayatlarını konu alır.

Merve Ercegil
Burak Çirik

25 Haziran – 5 Temmuz

Yorum bırak.. devamı...

Kargaşa 9 // “Hack’leyin!”

Hayalbaz tarafından Haz.23, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi

“Hack’leyin!” // İzin almaya gerek yok değil mi?

“Hack” kavramı her ne kadar genel algılanışı olarak bilgisayar programlamacılığı ile birlikte anılsa ve “hacker”lar  da zararsız ve kimi zaman zararlı bir altkültür öğesine indirgenmeye çalışılsa da bu kavramı bu özelliklerinden sıyırıp daha soyut bir şekilde algılamaya başlamak önemli bir adım olacak.

“Hacker” lar sisteme zarar verdikleri  oranda zararlı ve suçludurlar. Sisteme faydası dokunacağı anlaşıldığı andan itibaren ise tanımlanmaya ( “beyaz başlıklılar” veya “siyah başlıklılar” vs. gibi- siyahlar sadece eğlence ve kendi yararları için hack’lerken, beyazlar büyük şirketlerce kiralanıp sistemlerinin güvenliğini sağlıyorlar ) ve  “etik hacker”lar olarak etiketlenemeye başlıyorlar ve tabii ki sadece “kendi alanları”nda çalışmaları ve “uzmanlıkarı”nı icra etmeleri isteniyor sistemce: yani sistemi korumaları kısaca.

Peki bu sistem deyip durduğumuz ve yaratıcı her öğeyi eninde sonunda dolaşımına sokmayı başaran ve paraya / metaya / arzu nesnesine indirgeyen bu büyük makine “hacker” ları da en basit anlamıyla bir “girişimci”ye dönüştüremez mi? ve verimliliği oranında bir fiyat biçmez mi onlara? Tabii ki biçer bu tartışılmaz bir gerçek. Tam da bu yüzden sanatçı / hacker kendisiyle de mücadele etmek zorunda: “nezih olan”, “kutsal olan” karşısında daima şüpheci olmak. Dolaşıma sokulamayacak kadar vur kaç’cı – bu demek ki ne olduğu anlaşılana kadar ne’liğini yerine getiren; bu ne’liğe tutulup kalmayan, bir sonraki adımına hazırlıklı ve tereddütsüz, ne’liğini adlandırmaya, etiketlemeye çalışanlara ve olur olmaz sahiplenmeye çalışanlara karşı gerekirse inkarcı olan. Kimsenin hafızasına güvenmeyen, hiç bir verili / dünyalı literature / kavramsallaştırmaya / bağlamlaştırmaya güvenmeyen kendi kavramlarını açık ve net ortaya koyan ve gerekirse yeniden ve yeniden tanımlamaktan çekinmeyen.  Doğası gereği keşfetmek, özgürce üretimini icra etmek, yaratmak isteyen “hacker”lar, sanatsal anlamada üretici ve yaratıcılarla pek çok ortak nokta taşıyorlar aslında.  Bizim de kargaşa yaratmak isterken çıkış noktamız buydu:

Bir sanatçı / yaratıcı / üretici olarak hacker’ları; sanatın, pornonun, edebiyatın, politiğin, iktidarın tüm bağlantı noktalarıyla beraber kodlarını çözmeye çağırıyorduk.  Tüm bu “kargaşa”nın kodları nasıl kırılabilir ve yeni bir “kargaşa” nasıl yaratılırdı?

“Sanatta da kapitalizm”in [tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi] hareket alanımızı kısıtladığı -ki bu zaten uzun zamandır tanımlanabilir bir durum- günümüzde, sanatçı / yaratıcı / üreten; var edilmiş ve dayatılmış olan kodları nasıl ortadan kaldırır, kaldırabilir, ya da “hack”ler? Böyle bir olasılık günümüzde gerçek üreticiyi dayatılan onca baskıya (baskıların ne kadar çeşitlilikte olabileceğini biliyoruz) rağmen engelleyebilir mi? en genel ve geniş adlandırmayla “sanat”, bu kodları görmek, yok etmek ve karşılarında uyanık durmak için ve sinsice dayatılanları kapıp dayatanlara karşı kullanmak için hâlâ en kullanılası araç değil midir? Sanat ve diğer tüm varlığımızı anlamlandırma araçları arasında gittikçe belirsizleşen çizgi ve bizim içinde devindiğimiz, sayısız parmağın birbirini gösterdiği yeni “dünya”da artık yeni bir dil oluşmalı. Oluşmakta belki de, o kadar içindeyiz ki farkında değiliz.

“Hack”leyebileceğiniz klasik anlamda bir sergi alanında “gerçekliği” kullandıkları malzemeden, ürettikleri projelere kadar hack’leme niyetinde olan 30 yaratıcı / sanatçı var “Kargaşa 9”da. Kimileri içinde devindikleri  ortamı önce tanımlayıp sonra o ortamda çatlaklar oluşturuyorlar, kimileri bedenleri ile kendilerine yollar açıyorlar- kendi yollarını…Kimileri çevrelerine bakıyor şimdi-geleceği ve geçmiş- geleceği işaret ediyorlar.

En basit anlatımla “bir sergiye neden gitmek isteriz hala?” Kendiniz karar verin…

Not: imaj altı için

“Yollarını bulan pasta ve ayakkabılar. İçinizdeki “hacker”ı serbest bırakın!”

5 – 30 Haziran 2009

* Sergi açılış kokteyli: 5 Haziran Cuma, Saat: 20:00

* Sergi Pazartesi günleri dışında 13:00- 20:00 arası gezilebilir.

geleneksel KargART kapanış sergisi Kargaşa’nın dokuzuncusunu düzenliyoruz bu sene ve alt başlığı “Hack’leyin!”.

“hack” ve “hacker” kavramlarını olağan kullanımlarından farklı tutarak  katılımcıları içinde yaşadığımız sistemi ( doğal, sosyal, kültürel, ekonomik veya sanatsal diye ayırmadan bir bütünlük içerisinde) “hack”lemeye ve kodlarını çözmeye çağırdık. “sanatçı” / “üretici” / “yaratıcı” da tabii ki bu sistemin içinde yaşıyor ve onların üretim süreci sistemin işleyişinin içerisinde nerede duruyor? aslında tüm derdimiz buydu sergiyi kotarmaya çalışırken.

tüm bu “kargaşa”nın kodları nasıl kırılabilirdi ve yeni bir “kargaşa” nasıl yaratılırdı?

“sanatta da kapitalizm”in [tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi] hareket alanımızı kısıtladığı -ki bu zaten uzun zamandır tanımlanabilir bir durum- günümüzde, sanatçı / yaratıcı / üreten; var edilmiş ve dayatılmış olan kodları nasıl ortadan kaldırır, kaldırabilir, ya da “hack”ler? Böyle bir olasılık günümüzde gerçek üreticiyi dayatılan onca baskıya (baskıların ne kadar çeşitlilikte olabileceğini biliyoruz) rağmen engelleyebilir mi? en genel ve geniş adlandırmayla “sanat”, bu kodları görmek, yok etmek ve karşılarında uyanık durmak için ve sinsice dayatılanları kapıp dayatanlara karşı kullanmak için hâlâ en kullanılası araç değil midir? Aslına bakılırsa artık tüm bunların artık pek de önemi kalmadı. sanat ve diğer tüm varlığımızı anlamlandırma araçları arasında gittikçe belirsizleşen çizgi ve bizim içinde devindiğimiz, sayısız parmağın birbirini gösterdiği yeni “dünya”da artık yeni bir dil oluşmalı. oluşmakta belki de, o kadar içindeyiz ki farkında değiliz.

Unutmadan hack’lemek için izin almanıza gerek yok!!

Katılımcılar ve eserleri:

PJ Alive // “over pff! , ataçç // “kutu”, Ayhan Mutlu // “Etki Tepki”, Aysun Öner // “Profesyonelleşmenin Dikenli Yolları”, Baran Tokmakoğlu // “kırmızı” , Çiğdem Menteşoğlu // “İnsan Taşımacılığı”, Deniz Rona // “Gülümseyin, Çekiyorum!”, Ece Dündaralp // “Where am I”, Eda Alpman // “ex nihilo nihil”, Pet05 // “money hacked the world”, Fikret Yavuzçetin // “köre zahmet ve teklif yoktur”, Gamze Özer // isimsiz”, Gülşah Bayraktar // “Sanatçının Gömleği”, İlke Haspalamutgil // “She is a man, He is a woman” , Kardelen Fincancı // “Dil Üstünde Kaydırmaca”, Mahir Duman & Ezgi Güner & Tolga Eliuz // “Kardiyoloji”, “Tecrit”, Murat Sezer // “isimsiz”, Nezaket Tekin / Doruk Demircioğlu // “Ben sana sanat yapma demiyorum, hobi olarak yine yap”, Niyazi Selçuk // “Novus Ordo Seclorum”, Özgür Ufuk Ataç // “Sanatçının Masturbasyon Kutusu”, Şebeke // “Şebeke”, Şenol Erdoğan // “Karşı-mimari”, “motionless shadows”, Serdar Kökçeoğlu // Korsan Kitap Sergisi, Sibel Bozkurt // “İş Görüşmesi”,, Suzan Orhan // “Kenti-Boz”, Tahir Ün // “Ergenekon Sorgulaması”, Tolga Eliuz //“Triple”

Ve eserleri:

PJ Alive, over pff!, spontane siberuzay videosu, 20’

Ataçç, “kutu” , dokunulabilir yerleştirme

Ayhan Mutlu, “Etki Tepki”, video, 20’,

Aysun Öner, “Profesyonelleşmenin Dikenli Yolları”, Fotograf Serisi

Baran Tokmakoğlu, “kırmızı”, performans

Çiğdem Menreşoğlu, “İnsan Taşımacılığı”, Çuval üzerine çizim ve kolaj

Deniz Rona, “Gülümseyin, Çekiyorum!”, performans & dökümantasyon

Ece Dündaralp, “Where am I”, heykel

Eda Alpman, “ex nihilo nihil”, karışık teknik, 150*210 cm

Pet05, “money hacked the world”, cam fanus içine simuliasyon dünya maketi kutu, 160×80x50

Fikret Yavuzçetin, “köre zahmet ve teklif yoktur”, dijital baskı

Gamze Özer, “isimsiz”, karışık teknik, 159 * 142 mm

Gülşah Bayraktar, “Sanatçının Gömleği”, yerleştirme

İlke Haspalamutgil, She is a man, He is a woman” , kanvas üzerine akrilik, 120 x 90 cm

Kardelen Fincancı, “Dil Üstünde Kaydırmaca”, Yapıştırılabilir Performans

Mahir Duman / Ezgi Güner / Tolga Eliuz, “Kardiyoloji”, dijital baskı, 50*28 cm

“Tecrit”, dijital baskı, 40*60 cm

Murat Sezer, “isimsiz”, tuval üzerine akrilik, 120*100 cm

Nezaket Tekin & Doruk Demircioğlu, “Ben sana sanat yapma demiyorum, hobi olarak yine yap”, Fotoğraf, dijital baskı, 180*90 cm

Niyazi Selçuk, “Novus Ordo Seclorum”, Kısa Film, 10’

Özgür Ufuk Ataç, “Sanatçının Masturbasyon Kutusu”, tuval üzerine karışık teknik, 35*50 cm

Şebeke, “Şebeke”, kolaj, dijital baskı, A4

Şenol Erdoğan, “Karşı-mimari”, dijital baskı

motionless shadows”, yerleştirme

Serdar Kökçeoğlu, “Korsan Kitap Sergisi”, nesne

Sibel Bozkurt, “İş Görüşmesi”, 42*29,5 cm

Suzan Orhon, “Kenti-Boz”, Fotoğraf Serisi, fotoblok baskı

Tahir Ün, “Ergenekon Sorgulaması”, oto-kolaj, 150*100 cm

Tolga Eliuz, “Triple”, dijital baskı

Sergiden bir kaç kare;(Büyütmek için tıklayınız.)

Büyütmek için tıklayınız. Büyütmek için tıklayınız. Büyütmek için tıklayınız. Büyütmek için tıklayınız.

Yorum bırak.. devamı...

BU BİR SİTÜASYONİST SERGİ DEĞİLDİR

Hayalbaz tarafından Eki.10, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi

BU BİR SİTÜASYONİST SERGİ DEĞİLDİR

Bu 1 Situasyonist Sergi Değildir!

Situasyonist Enternasyonel’in oluşumunun üzerinden 50 yılı aşkın zamanın geçmesine rağmen, ne yazık ki ülkemizde bu eylem-sanat hareketine dair ne yazık ciddi bir tartışma ve bilgi birikimi bulunmamaktadır. Bu da hareket ile ilgili birçok yanlış kanının oluşmasına sebep olmuştur.
Ülkemiz sanat-eylem tarihçesinde Situasyonist bir eylem grubu olmamış ve hali hazırda bulunmamaktadır. Bu yüzden Karşı sanat ve projeyi oluşturan dayanışma grubu çok ciddi bir sorumluluğun altına ya da taşın altına el atmıştır.

Özel olarak bu proje kapsamında Situasyonist Enternasyonel’e selam durma; ona bu günden bakma ve sağladığı pratik imkanları ele alma çalışmasıdır. Genel olarak yürütülen bütüncül proje Tüyap Kitap Fuarındaki dokümanter sergi ve etkinliklere paralel güncel bir sergi yapma fikrinden ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Karşı Sanat Çalışmaları, 6:45 Yayın, daralan ve haziran ayından beri toplantılara katılan, emek veren tüm proje katılımcılarına teşekkür ederiz.

Sokağın sanatının, güncel sanat piyasasının standart günde Bu 1 Situasyonist Sergi Degildir sergi aktivasyonu, sergi aşaması öncesinden başlamak üzere kolektif üretim ve yeni bir tarzda sunum mantığı ile hareket eder.

Şehri sıradan bir yüzey değil bir beden olarak ele alan ve mimari üstünden var olanın sıkı bir eleştirisini yapabilen Murat Akagündüz’ün yapıtları harici tüm yapıtlar kolektif enerji ile hazırlanmıştır. Akagündüz’ün kent peyzajları, muhalif dil için araştırılması gereken psiko-coğrafya notları olması sebebiyle kolektif süreç ile iletişe geçmeye oldukça elverişlidir.
Yavuz Tanyeli, insan ruhunun karanlık tarafını da deşmeyi beceren bir yaratıcı. Tanyeli’nin özgun ifadelerle yapıtlarında sık sık işlediği yabancılasma kavramı, Situasyonist Enternasyonel ile benzer sorgulamalara ulasır.
Özgür Korkmazgil, Situasyonistlerin hedef aldıgı tüketim cılgınlıgının ışılyılı bir nesnesini izleyiciye sunuyor. Hiper-realist piliç, insan ruhunun yoksullaştıkça, parıldayan gösterinin bir sembolüdür adeta..

Sürrealist Eylem Türkiye aktivistleri tek tek etkinlik kollektivitesinin parçası oldular ve sokaktaki üretimleri ile ve blogları ile sergi fikrini beslediler. Arjantin ve Uruguay Sürrealist hareketini temsil eden Grupo Surrealista del Rio de la Plata, grubun sözcüsü Juan Carlos Otano’nın hazırladığı bir afiş ile Lautreamont’un doğduğu topraklardan sergiye selam verdiler.

avaMgardist’in sergi bünyesindeki sokak performansları 6- 7- 8 Kasım günleri, sabah işe gidiş vaktinde Tünel’den Karaköy’e inen Yüksek Kaldırım caddesi-yokuşu ve çevresinde yapılacaktır. “Dikkat Tiyatro Var” adıyla etkinlikte yer alacak performansın görüntü kayıtlarından oluşturulacak video da daralan’daki sergide gösterilecektir. avaMgardist, Abdullah Uysal’ın hazırladığı kurgu üzerinden, İzmir ve İstanbul’daki katılımcılarının oluşturduğu kolektif süreç ile etkinlik performansını hazırlamıştır.

Proje davet edilen diğer insiyatifler ve sanatçılar kişisel yaratıcılıklarını, kolektif tartışma-çalışma pratikleri ile uygulama yeteneğinde sanatçılardır. Bu maksatla belirlenen sergi katılımcılarıyla bir çeşit atölye mantığı ile 4 aylık bir çalışma yürütülmüştür. Dilimize kazandırılmış az sayıda Situasyonist metni tartışarak başlayan süreç, yeni çeviriler, sergi koordinatörünün ve proje paylaşım grubundan dostların özgün metinlerinin ortaya konup tartışılması ile devam etmişti. Ardından sergi alanında yapılacak bireysel ve kolektif yaratılar, koordinatörün çizdiği özgür alan içinde topluca tartışılmıştır.

Sergi koordinatörü; katılımcıların sergi öncesi sokaklarda kentsel oyunlar oynamaya ve kendi müdahalelerini göstermeye dair şenlikli bir baştan çıkarma stratejisi izlenmektedir. Açılış öncesi sergi katılımcılarının yaptıkları sokak işleri sergi blogunda yer verilerek etkinlik olayın ruhuna uygun olarak sokakta başlatılmıştır.

Sonuçta bu sergi mekanının tümü bir kolaj olarak tasarlanmıştır. Devrimci avant-garde gelenekle ilişkiye giren, hayat ile sanat arasındaki sınırları kaldırma çabasına destek olan bir sergidir.

Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyor ve Situasyonist geleneği buradan selamlıyorum.

Rafet Arslan

Yorum bırak.. devamı...

Nükleere Karşı Sanat, Barışarock’taydı..

Hayalbaz tarafından Ağu.17, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi, etkinlik

Nükleere karşı sanat

Hayalbaz yanına dostlarını ve birkaç eşek yükü de malzemeyi sırtlayarak Barışarock alanına yola çıktı. İstanbul’dan action katılan dostların da katılması ile dinar bandosu tamamlandı. Tıpkı geçen seneki gibi Hayalbaz/S.E.T bir festivale gelmekten çok öte, sergi aksiyonu ve performansı ile alandaydı. İnsanların sergileri, galerilere gezmediği bir dönemde genç ve muhalif iddialı kitle ile sanatlarını buluşturmak için. Bize ayrılan basket sahası ve festival alanında sanat ile hayat arasındaki sınırları kaldırmak, üretme eylemin hazzını yaşamak, kolektif yaratının ışıltısını hissetmek, sanat üretim ve sunumunu bir protestoya çevirmek çabasındaydık.

Nukleere karsı sanat
Cumartesi öğlen saatlerinde İzmir Hayalbaz sergisinde yer alan eserleri ve onlara yeni eklenenleri alandaki yerimiz basket sahasına düzenlemişti. Hayalbaz-S.E.T harekat komitesizlikleri elde megafon alanda, neden nükleere karşı adlı metinlerini dağıttılar ve hatta festival katılımcılarından, sergiledikleri pek denenmemiş Artaud’un vahşet tiyatrosuna selam çakan performansları ile ilgi topladılar.

nükleere karşı sanat

Hayalbaz alanında sırasıyla, girişte 5 tuval, ardından grafik ağırlıklı afişler, el emeği afişler, fotoğraf ve foto enstalasyonlar ve heykel yer almaktaydı. Girişteki tuvaller Sirena, Onston, Murat Seydi Koç ve Senem Yağsan imzalıydı. Kendi modelliğindeki başarılı foto-enstalasyonu ile Dilan Bozyel ve şu sıralar Almanya da olduğundan aramızda olmayan Sirena’nın foto-manipülasyonu yanındaki diğer 6 fotoğraf Hayalbaz fotoğrafçılarının imzasını taşıyordu ve serginin en çok dikkati çekenleri arasındaydı.
İzmir sergimizde yer alan Arjantin Sürrealist grubu temsilen J.Carlos’un işi ve İç Mihrak kolektifi 2 afişi ile yine alandaydı. Perşembe İzmir ve İstanbul sokaklarında yer alan stickerlarını da sergiye taşımıştı.

dar-üle efkar
İzmir ekibiyle sergi aksiyonuna katılan Dar-ül Efkar grubu fişsiz ama hardcore müzikleri ile sergi alanında dört performans gerçekleştirdi. İlk gün İstanbul ekibinden dostlarımız Cins ve Rad kopuk bir basket potasını, yıkımın pornografik mutasyonunu resmeden bir kolektif grafiti ile süslediler. Fantom da bir kolaj ve şiiri aynı gün alanda oluşturup sergiledi.


Alanda geçen sene Barışarock’taki tutku suçları sergimizde bizlerle olan, sonsuza uğurladığımız Deniz/Tutkutut yine geçen sene alandaki işleri ve S.E.T’in anma notu ile yanımızdaydı.


Fikret Güneş puzzle olarak tasarladığı ve parçalarını kolye olarak dağıttığı barış işareti tablosu ve DNA adlı heykeli ile sergideydi. İnsanların bir parçasını bedenlerine takabildiği, bu iletişime açık ve kollektivite olabilen yapıt izleyicilerin dikkatini ve sempatisini kazandı. İlk gün ayrıca İstanbul’daki Hayalbaz-Biz tiyatro atölyesinden dostlar yanımızdaydı.

İkinci gün ise Onston ilk gün boş olarak sergilediği çerçeveye, sergi alanında otomatik çizimini yaptı. Onston’un çiziminden etkilenen bazı gençler de çizim çalışmasına katıldı ve bunlardan bir örnekte Hayalbaz sergi panolarına asılı sergiye dahil oldu. 2. gün Hayali ve Ilgaz basket alanının girişine sergi sloganını sprey ve akrilik ile canlı bir performans ile işlediler. Bu arada alanın değişik yanlarına yaptığımız işin samimiyetini kavramayan, önyargılılara seslenen idrak eksik ve Donnie Darko ruhuna seslenen yazılamalar da yapıldı.

Dar-ül Efkar ‘ın 2.gün performansları Can Sıkıntısı fanzinden arkadaşların Nazım Hikmet’in şiirlerini tiyatral bir sunum ile okumaları ile renklendi. Tüm bu performanslar Hayali ve Ilgaz’ın erekte objektifleriyle, özenle belgelendi. Hayalbaz’ın başkanı Gökhan bu arada sağduyusu ve paylaşımcı tavrıyla ekibin moral deposu gibiydi. Narkız’ın son anda gelen şiirini alana yerleştiremesek de S.E.T blog da hemen yerini aldı.

Sonuçta Hayalbaz/S.E.T festivalcilik oynamaya, kamp yapmaya değil tepki duydukları başlıklara ses vermeye, kolektif üretmeye, insanları da önce iletişime ve ardından eyleme çekme amacıyla oradaydı. Duruşları, tavırları ile dostlar bu yaklaşımı yaşamaya-yaşatmaya çalıştılar. Ve bu sergiden de yeni deneyimler, dersler, paylaşımlar ile ayrıldılar. Yeni yollara ve durumlara açılmak için.
11.08.2008
Rafet Arslan

Yorum bırak.. devamı...

Nükleere Karşı Sanat – Barışarock

Hayalbaz tarafından Tem.25, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi

Bir ağaç ya da bir sevgili! Hayatın içinde sevdiğin her ne varsa, onun için bizimle ol!
Hayalbaz 9-10 Ağustos 2008 – Barışarock’ta..

Hayalbaz’ın nükleere karşı sanatçı tepkisinin kollektif bir duyarlılıkla ortaya konması çağrısına yanıt veren çeşitli illerden sanatçıların yapıtları ile, Çernobil’in yıldönümünde(26 nisan 2008) İzmir’de Nükleere Karşı Sanat sergisi hayata geçmişti. Barışarock 2008′de; İzmir deki sergiye katılan yapıtlar ve BarışaRock alanında oluşturulacak ve izleyicileri ile de önce etkileşime ve ona bağlı harekete geçirmeye kışkırtan kollektif üretime dayalı performanslar gerçekleştirilecektir. Müzisyen dostlarımız Dar-ül Efkar’ın da nükleere karşı müzik yaparak katılacağı sergi alanında görüşmek üzere..

Katılımcılar: Dilan Bozyel – Sürrealist Eylem Türkiye – Sürrealist Eylem Arjantin – Süleyman Tosuner – Gökçen Öcalan – OnstOn – Ilgaz Uğurluer – Cins – Hayali – Fırat Sayılgan – Ziyafettin Oğuz – Seydi Murat Koç – Çağlar İçer – Z.Gaye Ağralı – Dar-ül Efkar – Fantom – Duygu Kale – Onur Akyıl – Senem Yağsan – Requiem – Fikret Güneş – Emrah Özlem – İç Mihrak – Dilana Petrowa – Kadir Kartal – Bay Perşembe

BARIŞAROCK 2008 ATÖLYELER PROGRAMI

NÜKLEERE KARŞI SANAT!..

Hayalbaz’ın nükleere karşı sanatçı tepkisinin kollektif bir duyarlılıkla ortaya konması çağrısına yanıt veren çeşitli illerden sanatçıların yapıtları ile, Çernobil’in yıldönümünde(26 nisan 2008) İzmir’de Nükleere Karşı Sanat sergisi hayata geçmişti. Barışarock 2008′de; İzmir deki sergiye katılan yapıtlar ve BarışaRock alanında oluşturulacak ve izleyicileri ile de önce etkileşime ve ona bağlı harekete geçirmeye kışkırtan kollektif üretime dayalı performanslar gerçekleştirilecektir.

ARTISTS FOR PEACE

İnternette yer alan bir sanat sitesinde Alberto Cerritos tarafından kurulan ve savaşa karşı sanatçıların bir araya gelmesiyle oluşan, 57 ülkeden şu an için 255 sanatçının dahil olduğu ve savaş karşıtlığı ve özgürlük üzerine çeşitli sanat projeleri üreten Artists For Peace topluluğunun “Savaşaın Dehşeti” konulu DIGIMURAL (yeni sanatçıların katkılarıyla devamlı büyüyen kollektif dijital duvar resmi) çalışması dünyada ilk olarak BarışaRock alanında sergilenecektir.

FİLİSTİN SERGİSİ

Filistin işgalini teşhir eden fotoğraflardan oluşan bir sergi olacaktır.

YAŞAYAN KÜTÜPHANE

Yaşayan Kütüphane normal bir kütüphane gibi çalışmaktadır. Okuyucular gelirler ve bir kitabı belirli bir zaman süresi için ödünç alırlar. Kitabı okuduktan sonra kütüphaneye iade ederler ya da isterlerse kitabın süresini uzatabilirler. Dilerlerse başka bir kitap ödünç alabilirler. Yaşayan Kütüphane ile normal bir kütüphane arasında tek bir fark vardır: Yaşayan Kütüphanede kitaplar insanlardır. Ve kitaplar ile okuyucular kişisel bir diyalog içerisine girerler.

SOSYAL HAKLAR KIRAATHANESİ

Sosyal Haklar Kıraathanesi’nin çıkış noktası ülkemizdeki kıraathane kültürüdür. Kıraathanenin anlamı aslında “okuma evi”dir. Ancak toplumsal pratiğimizde daha çok erkeklerin biraraya gelip kağıt veya tavla oynadıkları, gündelik yaşam ve politika konuştukları kahvehaneler olarak yer almışlardır. Bu özellikleriyle kıraathaneler sokağın nabzını tutan yerler olarak algılanmış ve politikanın asıl şekillendiği yerler olarak karikatürize edilmişlerdir. Bundan hareketle ortaya çıkan Sosyal Haklar Kıraathanesi, gençlerin kimlik farkı gözetmeksizin biraraya gelerek, çay-kahve ve bir oyun (Hayat Zor!) eşliğinde sosyal hak alanları üzerine sohbet edebildikleri bir ortam yaratma niyetiyle doğmuştur. “Hayat Zor!”, Toplum Gönüllüleri tarafından tasarlanmış bir kart oyunudur. Mutlulukya adında bir ülkenin milletvekilleri olarak ülkeyi düzlüğe çıkaracak politik program oluşturmanız beklenir. Vakit dar, bütçe kısıtlı, hayat zordur. Peki ne olacak bu Mutlulukya’nın hali? Hepinizi düşünmek, tartışmak, kısaca paylaşmak üzere kıraathanemizde Hayat Zor oynamaya bekliyoruz.

GRAFITTI / STENCIL ATÖLYESİ

Stencil nedir, nasıl hazırlanır? Sprey tutuş teknikleri ve cap çeşitleri nelerdir? Grafitiyle ilgili sorulara cevap bulabileceğiniz atölyede, katılımcılar grafiti yazarları eşliğinde kendi uygulamalarını yapacaklardır.

BİN TURNA ATÖLYESİ

Hiroşima’ya atom bombası atıldığında, Sadako henüz iki yaşındaydı. O’na görünürde bir şey olmadı ama büyükannesini kaybetti. Vücuduna atılan bomba 12 yaşına ayarlıydı. Sadako 10 yıl sonra öğrendi “atom bombası hastalığı”; lösemi olduğunu. Küçük bir kız çocuğuydu; pamuk helvadan etrafta koşuşturup durmasına kadar her şeyiyle bir çocuk… Ümidini ‘Kâğıttan Turnalar’ efsanesine bağladı, turnalar barışın, ümidin simgesiydi Japonya’da, kâğıttan bin turnayı yapmayı bitirirse tanrılar bir dileğini gerçekleştirecekti… Barışa turnalar uçurmak için.

FOTOĞRAF ATÖLYESİ

Alana makineleri ile gelecek arkadaşlarla Barışarock’ı en renkli biçinde anlatacak fotoğraflar çekeceğiz.

UÇURTMA ATÖLYESİ

Alanada renkli uçurtmalar yapacak, en güzel dileklerimiz ile gökyüzünde çıkartacağız.

KUKLA ATÖLYESİ VE KORSAN SAHNE

Alan içerisinde toplayacağımız atıklardan korsan bir sahne hazırlayıp, kukla atölyesi ve çeşitli performansların sergileneceği bir sahnemiz olacaktır.

BİLEKLİK ATÖLYESİ

Çeşitli ipliklerinden bileklik yapmayı öğrenip öğretebileceğimiz atölye çalışmasıyla, BarışaRock hatırası olarak taşıyabileceğimiz bilekliklerimiz olacak.

KAROEKETÜR

Koala dergisinin çizerlerinin hazırladığı karikatürler üzerindeki konuşma balonlarının katılımcılar tarafından doldurmasıyla oluşacak atölyedir. Bu çalışma sonucunda ortaya çıkacak olan karikatürlerden seçilenler koala dergisinde yayınlanacaktır.

DİLEK AĞACI

Barış, adalet ve özgürlükten yana olan tüm insanların iyi dileklerini kumaşlara yazarak üzerine bağlanmasını isteyen güzel bir ağacımız olacaktır.

BARIŞAROCK’IN EV SAHİPLERİ

Geçip konan festival insanları olarak bulunduğumuz alandaki flora/faunayı tanımak/tanıtmak ve ev sahiplerimize karşı sorumluluklarımızı nasıl yerine getirebileceğimizi tartışacağımız atölyedir.

RİTİM ATÖLYESİ

Katılımcıların çeşitli ritim aletleriyle oluşturduğu coşkulu bir ritim atölyemiz olacaktır.

PANKART ATÖLYESİ

BarışaRock’ın karşı olduğu her konu için ayrı birer pankart hazırlayıp, alanın çeşitli yerlerine bu pankartları yerleştireceğiz.

DUVAR GAZETESİ

Festival boyunca sanatçı ve katılımcılarla yapacağımız röportaj ve BarışaRock haberlerinin yer alacağı bir gazete(pano).

OYUNLAR

*İklimin ilacı *Ulaşım araçları oyunu *Nükleer çatlar, patlar *Define avı *Koala ağaçta ne kadar kalır?

YOGA ATÖLYESİ

Yoga, insanın kendisiyle, diğer insanlarla, doğayla, kısacası tüm evrenle barış içinde olmasının en güzel yollarından biri. Yoga eğitmenleriyle yapılacak olan Hatha Yoga çalışmasında varlık nedenimiz olan nefeslerimizin bedensel hareket ve duruşlarla daha iyi kullanılmasının yolları keşfedilecek. Çalışma herkese açıktır. Barışa yoga, barış için yoga…

Detaylı bilgi için www.barisarock.org

Yorum bırak.. devamı...

Günümüz Sanatının Emek Çağrısı

Hayalbaz tarafından Tem.12, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Haber, Sergi

İstanbul’un önemli güncel sanat merkezlerinden Akbank sanat, her yaz dönemi  Günümüz Sanatçıları sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 27. düzenlenen sergiyi Resim ve Heykel Müzeleri Derneği hazırlanıyor.

Sergide yer alan 9 genç sanatçıdan biri hala 9 Eylül GSF’de yüksek lisansına devam eden İzmir’li sanatçı Halil Vurucuoğlu. Vurucuoğlu’nun çalışmalarını Düzensiz’in 3. sayısına konuk etmiştik. O dönemde Halil ağırlıklı olarak sokak sanatında stencil ve sticker üretiyordu; fakat K2 yer alan bir karma sergide de büyük bir stencil ile yer almıştı.

Ardından, Türkiye’nin ilk sokak sanatı dosyası(kitapçığını) yaparken Halil ile hoş bir mülakat yapmıştık. O süreçten bu güne Halil sokak çalışmaları yanında; bir-kaç sergi de daha sokakta yaptığı işleri sergi salonuna taşıdı. Bu noktada küratöryel ekibin ‘galeri dünyasına attığı ilk adımın yanı sıra, resmini sergileyişi ve dönüştürmesi açısından da ilgimizi çekiyor’ tespiti, eksik bir tespit olarak kalıyor.

Halil Vurucuoğlu’nun stencil ve yapıştırma yoluyla yaptığı duvar enstalasyonu, kuşkusuz serginin en dikkat çekici işi. Yapıt, medya ve onun şiddeti işleyiş biçimine dair ciddi bir eleştiri barındırıyor. Görüntünün pornografisi ve izleyicisin müstehcen teması; vurucu bir estetik müdahale ile ustaca duvara aktarılmış.
Video ve enstalasyon çalışmaları yanında sergide yer alan dikkat çekici diğer bir isim ise Viron Vert. Sergide Andersen’in masallarından yola çıkan desenler ile katılan Vert aslında tasarım dünyasında kendini ispatlamış bir yaratıcı. Sergi de ticari üretiminin dışında, masalsı ve otomatizme yakın desenler ile yer alıyor.

25 Haziranda açılışı yapılan sergiyi bu sene 3 küratör ‘işçisin sen, işçi ol’ sloganı ve emek kavramı etrafında açıkladılar. Gerçi küratörlerin kaleme aldığı sergi bildirisinin B/Süreç Tasarımı başlığında genç yaratıcıların emek süreci dışında; sergi de yer alan işlerle Derrida, Deleuze, 1 Mayıs, Negri&Hardt’a göndermeler ve alıntılamalarla arasında bağ kurmak güç. Küratör arkadaşların ‘Biz küratöryel ekip olarak, bu sergi sürecindeki emeğimizi “emeğini yaşatmak için hayatını veren kahramanlara ve yaşamı savunan emekçilere” adıyoruz.’ Mesajının üretilen işlerle neredeyse hiçbir bağı bulunmuyor. Burada karşılaştığımız durum son yıllarda güncel sanat dünyasında hakim olan tuhaf bir bakış açısını  sergiliyor. Sergi bildirilerinde radikal, politik, kuramsal açıklamalarla; sergilenen eserler arasında olmayan bağlam. Küratörler eldeki yapıtlardan, yapıtların birleşme noktaları her neyse (tabii varsa) kavram üretse belki daha tutarlı olacak. Aksi durumda izleyicilerin kavram ve işler arasında bir bağlam yaratma çabası bir traji-komediye dönüşüyor. Aman dikkat!

www.akbanksanat.com

Bay Perşembe

1 Yorum devamı...

Birşeye mi bakmıştınız?

Arama yapmak için aşağıdaki formu kullanın:

Buraya kadar aradığınız bulamadınız mı ? Hmm, bizimle iletişime geçin biz hayal edelim..