gösterim
İnsanlık Durumu
Hayalbaz tarafından Ara.04, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi, gösterim
İNSANLIK DURUMU- sergi

“…Yazar, devrimize musallat olacak felaketleri, zamanımızın karakterini bir kahin gibi evvelden hissediyor ve bütün dünyaya bildiriyor. Fakat uzak bir Çin’de geçen korkunç, trajik, şiddet dolu sahneler, bolluk içinde uyuklayan bir Avrupa’ya sadece egzotik gelmişti. 1930 dünyasının harp sonrası değil, harp öncesi olduğunu söylediği zaman, bu sözlere kimse ehemmiyet vermemişti… Kan ve hapishane dolu bir dünya, kamçılanan deliler, can veren insanları sımsıkı iplerle bağlayacak kadar kalpsiz cellatlar, korkunç işkenceler ve bu işkencelerden kurtulmak için zehiri ekmek gibi paylaşan insanlar! Bugün biliyoruz ki, bütün bunlar bir fanteziden ibaret olmayıp bir zamanlar dünyanın günlük hayatı olmuştur. Halbuki 1930 senesinde edebiyatta dramatik sahnelerden mümkün mertebe kaçınılır, yeknesak hayatların trajedisini tarife çalışılırdı. Sanatçılar iç sıkıntılarla, hayat yaşanmaya değer mi değmez mi gibi suallerle uğraşırken, Malraux’nun kitabı, lakaytlık içinde uyuşmuş Avrupa’ya indirilmiş bir sille idi. Fakat insanlar içlerine dönük bir vaziyette buna aldırmadılar.” (Melahat Menemencioğlu, ‘Mücadeleci ve San’atçı Andre Malraux’, Edebiyat Bahisleri, Cumhuriyet Gazetesi, Yıl 1959, Sayı 12.510)
Yukarıdaki metin, André Malraux’nun bir sahaftan alınmış İnsanlık Durumu kitabının içinden çıkan bir gazete kupüründen alıntıdır. Bu romandan sonra genel bir kavram haline gelmiş olan “insanlık durumu”, özde pasif bir tanım gibi görünse de tam tersine, radikal ve sert bir tavrı işaret eder. İnsanlık Durumu ideolojiler, sürgünler, savaşlar, inançlar, hayatta kalma mücadelelerine dışlanmışların penceresinden aktarıyor.
Bugünün post-modern dünyasına baktığımızda da aynı kavramlar daha şiddetli ve gerçekliğinden kopmuş bir şekilde devam etmektedir. Toplumun artık hümanist idealleri değil, sahte gerçeklikleri ve sistemin zorbalığını onay kurumu halini aldığımız günümüzde, ‘insanlık durumuna’ yeniden dönmek zorunluluğumuz var.
Erdal Kınacı’nın yapıtları toplumsal cinsiyet merceğinden insanlık durumunu sorguluyor. Toplumun tutucu ahlaki formları dışındaki var-oluşların, kadın-oluşların üzerindeki elbiseleri yırtıyor.
Güzin Tezel gündelik hayatın ışıltısı arasında gizlenmiş küçük bir cemaate uzatıyor deklanşörünün gölgesini. İnanç dediğimiz sistematiğin, tahakkümcü yapısını çocuk gözlerinden okumayı öneriyor.
Simber Atay aile soyağacının geçmişine bir bakış atıyor. Bu günün imgesini işin içine katarak…
Nezaket Tekin çizdiği resimli mülteci atlası ile aslında dünyamızın koca bir toplama kampına döndüğünün sinyallerini veriyor. Yıkıma koşan bir uygarlığın dünyasında hepimizin mülteci olduğunun altını kalınca çiziyor.
Suzan Orhan ise ülkenin ya da metropolün bodrum katlarına uzatıyor objektifini. Kaybetmeye doğmuş insanların yaşama enerjisini gündelik yaşam içinde yedirerek. Yıkık bir tepeden yeşilliklere dalan mağrur çocuk gözleri gibi.
Melahat hanım ile ilgili hiçbir kayıta ulaşamadık ama insanlar da içlerine dönük bir vaziyette buna aldırmadılar…
Rafet Arslan

ARTIK HİÇBİR ŞEY EŞSİZ DEĞİL
Hayalbaz tarafından Eki.21, 2009 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Sergi, etkinlik, gösterim
Artık herşeye ulaştığınızı sanıyorsunuz. Artık herşeyi kendinizin seçtiğini ve bunun eşsiz bir şey olduğunu. Her bir tükettiğinizin, sizin kendi algı açlığınızda, yeni bir hazzınızı doyurduğunu sanıyorsunuz.
Alışkanlıklarınız var, tüketmek gibi, yitirmek gibi, kaybetmek gibi.
Oysa her bir tüketmede, tükenip yitip giden, kaybolan sonunda siz oluyorsunuz, biliyorsunuz.
Bu sergi eşsiz değildir!
Bu sergi yok!
Peki ya siz?
Siz, en son ne zaman eşsizdiniz?
Ozan Durmaz
Uluma’nın ardından..
Hayalbaz tarafından Haz.11, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: etkinlik, gösterim

Sisli, serin ve her zamanki tuhaf kokusuyla bir Kadıköy gecesini ardımıza bırakıp, yola vurduk kendimizi.
Allen Ginsberg’in 20 yüz yılın en önemli metinlerinden birini, sadece metin değil bir kuşağın tarihini ve manifestosunu haykırdı: Uluma…
5 Haziran Uluma İzmir Özel Gösterimi öncesi Hayalbaz ailesi afiş, poster, net, mail vb vs tüm olanaklarla etkinliğin duyurusunu yapmışlardı. Güneşli bir Perşembe günü binyılların, mitlerin ve düşlerin büyüdüğü ege şehrine 2 yoldaş adım atmıştık.

Howl / Uluma ilk kez 1955 yılında Frisco da Six Gallery de okunmuştu. Yıllardan beri ülke de bir Beat duyarlılığı/hareketi yaratma uğraşında olan 6:45 ekibi Uluma’nın Türkçe de aslına uygun ilk seslendirilişi üzerine yaptığı filmin üçüncü gösterimi için İzmir de Hayalbaz dayız.
Yıllardan beri ne Beat ne Sürrealizm, ne bilimkurgu ne de sitüasyonistler ülke topraklarında derli toplu ele alınmamışken, doğru dürüst bir kazı yapılmamışken yine kumlara şiirler yazıyor, boşluğa çiçekler ekiyorduk. Gösterim öncesi saatler telaşlı bir heyecan ve her zamanki tedirgin gülümsemelerle hazırlıklar tamamlanıyordu. Büyük bir kalabalık değil, gece ruhuyla yaşayabilecek arıza bir kitle bekleniyordu.
‘ jack Kerouac, On the Road’u yazdı…. William Seward Burroughs, Çıplak Şöleni yazdı… Neal Cassady, The First Thrid’ü yazdı…
Tüm bu kitaplar cenneten çıktı…’

5 haziran Perşembe saat 19:10 da ‘6:45 / Hayalbaz tertipsizlik komiteleri ve Mars koloni kurtuluş güçleri adına hoş geldiniz’ anonsuyla gösterim başladı. Filmin bitişiyle mekanı dolduran 40 kişi ayakta alkışa başladık. Dostum ile sahneye çıkıp kucaklaştık ve ardından Şenol yanımızda gelen 150 civarında 6:45 kitabını, ayraçlarını ve bazı özel nesnelerini ücretsiz olarak paylaşmaları çağrısını yaptı. Hemen ardından yılların fanzincisi Zatturi sahneye gelip şiirlerini okudu ve hemen sonrasındaki ‘dans edemediğimiz devrim, devrim değildir’ duyurumuzla hep beraber bir çeşit karnaval havasına geçtik. Arada dans ve müzik kesilip; artık özgür bir kürsü haline gelen sahnede bir çok dostumuz şiirleri okudu-yazdı-haykırdı…

Gece; prestijli bir çorbacı salonuna yapılan tekinsiz istekler ve bolca dostluk, paylaşım ve otonom yürekler ile son buldu. İşte İzmir de böyle kendi dilince, özgürce Uludu…
10.06.08
Bay Perşembe
