Haziran, 2008 Arşivi
Bir direniş hafızası olarak tarih ve ece ayhan şiiri
Hayalbaz tarafından Haz.27, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Deneme
uğur kaymaz’a
‘’ 1. Perşömen kağıtlar okunduğunda, kıvrıktırlar; şiirin ve
2. kadavranın içi açılmamıştır, insan insanın hiç.,,
( şiir ve kadavra .çok eski adıyladır)
‘’ anlatılmaz bir kılıçtır kuşanmış taşırım belimde kara duygululuk,,
(kılıç.yort savul)
ece ayhan
.
evet ama yeniden ve yeniden :
ece ayhan dan ve ece ayhan şiirinden söz açılınca içinde bulunduğumuz zamanın mekanın ötesinde karşı bir tarih yazımı da başlar.
işte size “çok eski adıyladır,, adlı kitabının –ki ona göre en sıkı kitabıdır-arkasında tarihe bakışına ilişkin söyledikleri : “ tarihe bakışım?… ancak tarihtir ki yeniden ve yeniden yazılabilir.,,
tüm iktidarlar kendi meşruiyetlerini ve sürekliliklerini sağlamak için önce hafızaları silmekle işe koyulurlar.silinen her hafıza iktidarın dahili hattında cereyan eden gerilimin çatışmanın yatışması adına süren tahakkümün daha da güçlenerek sürmesinden başka ne anlama gelir ki…işte bu yüzden bir direniş hafızası oluşturma adına tarih yeniden ve yeniden yazılmalıdır.
gündüz gözüyle değil gece gözüyle karaşınların gözüyle karaşın bir tarih adına bir direniş hafızası oluşturmakta bunun için ısrar eder ece ayhan.ısrarında inadında yalnız da değildir ve etik bir tercihle yapmaktadır tüm bu yapıp ettiklerini.
yine ece’nin deyimiyle söylersek direnişin hafızası oluşturulurken etik tercihlerin toplamı olarak iktidarların karşısında duranlara mülksüzlere ve her daim yoksul ve yoksun olanlara iktidarla yaralanmışlara karaşınlara değgin bir etik de oluşmaktadır.karaşınların etiği…isyan etiği…
evet ama kara duygululuk kara vicdan :
tüm iktidarların karaşınlara değgin ve karaşınlara rağmen tarihi yazan sarışın tarihçilerin tüm toplumu bir kötülük toplumu ve kötülük dayanışması olarak görenlerin karşısında haklılığın inadıyla ısrar ederek ve direnerek dışlanmışların ,mülksüzlerin ,sürekli kaybedenlerin,kurşuna dizilenlerin ,idam edilenlerin, yakılanların yanında çağının vicdanı değil kara vicdanı olabilmek . işte bunu yapabilen birkaç aydından biri olarak ece ayhan…
burada bir duruma değinmeden olmaz.öyle bilinir ki öyledir de. aydın çağının vicdanıdır.ancak vicdan da artık küreseldir.ve öyle biçimlenmektedir.vicdana sığan ve sığmayan durumlar da vardır.vicdan sahiplerinin iradelerinin tamamen dışında durumlar.es geçilen üstü çizilen, iktidar tarafından baştan ne yapılırsa yapılsın iflah olmayan kötü olarak addedilen tarihin kör noktasında kalan ve dile gelmeyen durumlar .dile getirilmeye çalışılsa da karşılığı tam olarak o olmayan durumlar …
işte bu durumlar kara vicdan ile karşılanabilecek algılanabilecek açıklanabilecek durumlardır.gündüz gözüyle değil gece gözüyle görülebilen durumlar.bu türden durumların da bir hafızası olmalıdır.aydın bu türden durumların vicdanı değil kara vicdanı olmalıdır.
bir direniş hafızası olarak kara vicdanın sesi olmalıdır.bu da ancak etik bir tercih ile mümkündür.isyan etiğiyle direnişin hafızasını oluşturmakla.kara duygululukla..
kara vicdan kavramını nietzsche den ödünç alıyoruz.ahlakın soykütüğü kitabında değerlerin tersyüz edilerek yeniden değerlendirilmesi durumuyla ilgili olarak kullanır kara vicdan kavramını.ahlakın iyinin kötünün normalliğin deliliğin suç ve cezanın temelinde modern dünyanın çıkmazı bulunmaktadır nıetzsche’ye göre.bize ahlaki değerler diye sunulan ve dayatılan tüm değerler köle ahlakıyla ilgilidir.köle ahlakına tabi olmak ve buna karşı direnmek ve bu direnişin isyanın etiğini oluşturmak .etiklerin çarpıştığı yerden.bu da bir tercih.
iktidardan yaralanmışların tüm zamanlarda her yönden kıstırılmışlığının çıkışsızlığının ifadesi olarak ellerinde kalan ve kendilerine doğrulttukları tek silah olarak kara vicdan.işte buralardan bir direniş etiği ve direniş hafızası oluşturmak çabasındadır ece ayhan.
ece ayhan şiirinde geçen kara duygululuk- ise kara vicdanla elbet ilişkilidir .ki melankoli olarak da geçer sözlüklerde oysa ece ayhan ın meramını tam olarak karşılamaz ve yerine kara duygululuğun kullanılması tercih edilmiştir-şiirine giren öznelerin durumu tam da ancak ve ancak kara vicdan ile ve kara duygululukla algılanabilir.sürekli kaybedenler ,uçurumun kıyısında yaşayanlar es geçilen ve üstü çizilen kişilerdir ece ayhan şiirinin özneleri.hatta öznelikleri bile tartışmalı olanlardır.
bilinir ki bilindiktir iyilikten doğduğu marazın .kötülük ise iyiliğe giden yolda iyilik adına estetize edilen iğrenç emellerin tarihidir.ki iktidarın arka bahçesinde işlenen estetize cinayetlerin bir toplamı olarak tarih …
insanın yarısı kötülüktür der ece ayhan ve ekler ’’kötülüğü görmezsen hiçbir şey yapamazsın.kötülüğü kurcalamazsan hiçbir şey yapamazsın ne resim yapabilirsin ne felsefe,,(ayıptır söylemesi rimbaud.ahmet soysal ile söyleşi.aynalı denemeler)
görülmesi kurcalanması gerektir kötülüğün ki insanın halleri bilinebilsin.daha iyi daha açık ve çırılçıplak algılanabilsin.sanat ve edebiyat ve şiir bunları yapmalı ki bir direnişin hafızası olabilsin.bir direnişin hafızası oluşturulabilsin.karanlıkta kalır yoksa vakanüvistlerin ısrarla görmezlikten geldikleri gerçek.ve es geçilen durumlar..peki hangi gözle…ve bu yeterli mi..peki insanın içi açılmış mıdır.ya şiirin..hiç…
evet ama gece gözüyle :
gündüz gözüyle örülür gece ve kötülüğü gizler.oysa süreklidir kötülük.tüm zamanları aşar.işte bu yüzden kötülüğü vaktinde gece gözüyle görebilmek önemlidir..işte ece ayhan şiirinin sarışın tarihçilerin yazdığı tarihin karşısında karaşınlardan yana bir direniş hafızası oluşturması bundandır.
direnişin hafızası ise gündüz gözüyle değil gece gözüyle ve tüm kötülüğün gözlerine aynı şiddetle ve aynı cesaretle dimdik ayakta durarak ve öylece bakarak oluşturulabilir. burada şimdinin neo liberallerinden eskinin liberteri gündüz vassaf ‘ın bir zamanlar birikim dergisinde yayımlanan gündüz faşizm gece özgürlük yazısına selam vermeden olmaz elbet.
tüm iktidarlar gece işledikleri cinayetleri gündüz temize çekerler. bu işlemi yaparken kullandıkları araç ise medyadır.
cinayeti,kanı,kiri ve gizi itinayla ve tüm etik yoksunluğuyla sterilize eden aygıt..belki de en çok vicdanlı olunması gereken yerde vicdanın teklediği dilinin sürçtüğü aygıt..burada ecenin son yıllarında yazdığı gazeteler..özgür gündem aydınlık ve ekspres gazeteleri ki özgür gündemi anmalıyız ki iktidara karşı duruşundan dolayı her daim bombalanmakta kapatılmakta ve yasaklanmaktadır.
evet ama karaşınların etiğiyle :
ece ayhan ‘ın karaşınlardan yana bir tarih bir direniş hafızası ve bir etik oluşturma çabası ise tüm şiirlerinde yazılarında günlüklerinde söyleşilerinde açıkça görülebilmektedir.bu çabanın bu karaşın bakışın adı bazen sivillik ,çırılçıplaklık,marjinallik,başı bozukluk ,atonallik ,kara duygululuk ve ren düşüncesi baba düşünce-‘’evet, bir şiirde dizgi yanlışı olabilir ama baba düşüncede? asla,,- olarak çıkar karşımıza.
iktidarın ideolojisi ve resmi tarih ile şiir ve edebiyatın ilişkisine baktığımızda da görülebilmektedir ki görülür ece ayhan ve hatta ikinci yeni içerisinde yer alan şairlerin şiirlerinde bu günün yükselen değeri olan milliyetçi hezeyan söylemine rastlayamayız asla .atatürk ve kahramanlık şiirleri de yazmamıştır hiçbiri.şairin tarihe topluma insana bakışındaki etik tercihiyle açıklanabilir bir durum değil de nedir bu..
milliyetçi söyleminden ve statükoyla ilişkisinden dolayı en çok hışmına uğrayanlardan biri de fazıl hüsnü dağlarcadır.ki ‘’memnunuz cihandan ve hükümetten dizeleri ,,sıklıkla yüzüne vurulmuştur dağlarca ‘nın.bir devlet şairi mertebesine de layık görülmüştür.
sadece dağlarca değil bu günkü neoliberal dalganın etkisinde edebiyatımızda postmodern gericiliğin mimarı zaman gazetesi yazarlarından hilmi yavuz ise ‘belediye şairi, ünvanıyla anılmıştır.anılmaktadır.
ece ayhan konuşmalarında söyleşilerinde sıklıkla adı geçen mülkiyetle ilişkisi ve şiiriyle ‘’sıkı ve sivil şair,, olarak nitelendirilen ismet özel 1992 sivas katliamındaki faşizan tavrından dolayı da ‘’sırp şairi olarak,,karaşın tarihteki yerini almıştır..
ki o bir zamanlar sivil devrimci şiirlerin yazarı ismet özeldir.sonradan İslami kimliği tercih etmiş ve müslüman şair olmuştur. bu gün ise türklük ,türkçülük temeline oturtmaya çalıştığı düşünceleriyle edebiyatımızda ırkçı ve faşist dalganın temsilcisi olarak hafızalarımızdaki yerini almış bulunmaktadır.
ve nazım hikmet. o da payını almıştır ece ayhan ‘ın ideoloji kırıcı karaşın bakışından.yazdıklarıyla şiire getirdiği yeniliklerle bir devrimci ancak iktidar ile ilişkisi bakımından bir kemalist olarak görülmüştür.nazım hikmet’in ülkesinden dilinden koparılması şiirini de olumsuz etkilemiştir ece ayhan a göre.yazdığı son şiirleri ülke dışında yazdıkları şiir toplamı ve poetikası içinde daha geri bir noktada değerlendirilmiştir…
nazım hikmet şiire getirdikleriyle bir put kırıcı ve devrimcidir marksisttir elbet .ancak ideolojisindeki kemalist etkiyi görmezlikten gelemeyiz.bu durum bu gün bile nazım hikmet’i ve şiirini tartışırken deşilip aşılması gereken bir soru olarak durmaktadır karşımızda.hala.
bu soru gündemimizde yerini alırken bu gün edebiyatı devletin ideolojisinden ayrıştırmanın yerine edebiyatın ve edebiyatçının ideoloji kırıcı yönü görmezlikten gelinerek kemalizm ve milliyetçilik adı altında türk olmak ve türklük mitine de yaslanarak kendi dışında kalana ötekine tahammülü olmayan ve giderek ırkçılığa varan faşizan bir dalgayla karşı karşıyayız.bizi ayrıştırma noktasına getiren ve mücadele etmemiz gereken bir durum da bu..ki bu durum da bir etik yoksunluğuyla ilgilidir…
günümüzde edebiyat alanında ve her alanda yaşanan zemin kaymasından ayrı düşünemeyiz bu etik yoksunluğunu. neo liberal dalganın, gizli veya açıktan gelişen postmodern gericiliğin etkisiyle edebiyatın tekelleşmesine yol açan durum… etik yoksunluğu da değil de eklemsiz omurgasız bir duruşsuzlukla iktidarın etiğine eklemlenme durumu…bu mevzu derin ve başka bir yazı konusu..
buradaki okuma da karaşın bir ece ayhan okuması kötülük dayanışmasına karşı haklılığın inadına bir çağrı niteliğindedir.şairin iktidar karşısındaki konumunu ve tüm çıplaklığıyla ele vermekle kalmaz karaşın bir tarihin hafızasına oluşturma adına eklenen yeni sayfalardır da ..
ece ayhan ın hafıza oluşturma çabalarına dönelim biz yine.aynalı demeler kitabında cemal süreya ile söyleşisinde aydınlar ve hafıza ilişkisinden söz eder’’bakıyorum şimdi tanzimattan yani 1839 dan önceki yılları.o günler pek bilinmez.yakın geçmiş dahi dipsiz bir kuyuya düşürülmüş gibi.sanki bu insan topluluğunun belleği yok !(ne demiştir 1950 ile 1960 arasındaki dönemde?hafıza-i beşer nisyan ile malüldür!)
bellek denilen şey ancak bin yıl sonra 1965 ‘te biraz İstanbul’ da bentler’de yeni osmanlılar cemiyetiyle ortalığa çıkar.nNamık kemal bir ada sürgününden İstanbul a dönüyor.güvertededir.vapur tophaneye yanaşmaktadır.rıhtımda bekleşen bir kalabalık var.namık kemal sevinir,’’duymuşlar demek ki sürgünden geldiğimi ,beni karşılıyorlar,,.oysa namık kemal vapur merdivenlerinden rıhtıma inerken orada bekleşenlerden biri yanındakine sorar: ‘’ kim bu sakallı ?,,Namık kemal işte buna çok üzülmüştür.yeni osmanlılar ‘’küçük de olsa biz bir kamuoyu yarattık ,, derler ya.,,( aynalı denemeler.s.62)
ece ayhan ‘ın hafıza oluşturma çabası tüm tarihsel süreçlere ilişkindir.tarihte cereyan eden ancak remi tarihin es geçtiği olaylar durumlar yakın dönem ve uzak dönem olarak değil de aynı anda art ve ve eşsüremli olarak tüm disiplinlerle bağlantı içinde – günümüz moda deyimiyle multidisipliner ama daha ötede- atonal (bakışımsız) ve dissonance (kakışım ) kaotik döngüselliğiyle tam bir kara duygululukla ele alınır.işlenir.
tarih yazımı tarih için bir hafıza oluştururken sadece tarihe bağlı kalınmaz cereyan eden olayın durumun öznelerin tüm yaşantıları ve tarihsel politik ekonomik sosyolojik sanatsal kültürel hatta psikanalitik ve etik özellikle etik tüm çağrışımlarıyla bir değerlendirme süzgecinden geçirilir.tüm bu işlemler sırasında etikçi titizliğiyle elinden neşterini hiç eksik etmez ece ayhan..
ece ayhan ve tarih ilişkisinden söz ederken burada bu sorunsalı tüm ayrıntılarıyla irdeleyen değerli ve sıkı bir çalışmadan ahmet orhan’ın henüz yayımlanmamış ‘’ece ayhan ve tarih yaklaşımı,,adlı yüksek lisans tezinden unutmadan ve ısrarla bahsetmeliyiz.bu çalışmasında ahmet orhan ece ayhan’ın tarih yaklaşımını şiirlerinden ve söyleşilerinden de yararlanarak tüm ayrıntılarıyla ve karaşın bir bakışla değerlendirmiştir.
tarihte hep isyancıların kazanmasını istemiştir. sarışınların yazdığı resmi tarihte adına rastlanmayan karaşınların.aynalı denmeler kitabında’’ düşünce tarihimizde yok ya düşünce tarihimiz bir memurlar dalaşıdır aslında ,, diyerek başka bir tarihin hafızası oluşturmaktan bahseder.yine sivil denemeler kara adlı kitabında yer lan esas duruş mülkün temelidir adlı söyleşisinde verdiği yanıtlardan birinde bu durumu daha çarpıcı ve tüm açıklığıyla dile getirir.’’ Yeni -eskiciler de dolaşırken ‘’bütün osmanlı (ve ortadoğu) tarihçileri sarışındır!,,der idim.karaşınlara inat!
(evet onu da göze alıyorum :bütün handikaplarına ve çekiştirilen risklerine karşın,bizim kendi tarihimizde KEŞKE kabakçı mustafal’ar ,patrona halill’ler,ali suavi’ ler ..kestirmeden ,’’BAŞIBOZUKLAR kazansaydı,,diyorum şimdi de.tabbi zaman zaman .ki onlar hiç değilse devlet memuru değillerdi ,hepsi sivil!;,
belki de ece keşke kazansalardı …dediği ve sürekli kaybeden isyancıların yanında ama kazansalardı onların da karşısında olacaktı tüm iktidarlara karşı oluşuyla..liberterliğiyle..
ece ayhan ın söyleşilerinde sıklıkla ‘’ benim bu çıfıt çarşısı belleğim,, dediği yerlerde bakın neler gizlidir.neleri biriktirmiş ve neleri nasıl sığdırabilmiştir karaşınların oluşturma adına bu çıfıt çarşısına..
söyleşilerinde ‘’halklığın inadına,, yaptığı vurgularla yaşamlarındaki tekil duruşlarıyla düşünceleri için ödedikleri bedellerle ve sivil direnişçi kimlikleriyle öne çıkan aydınlardan sanatçılardan öznelerden söz eder.
doğu anadolu ‘nun düzeni adlı doktora tezinde ayrı bir dili konuşan kürt halkından bahsettği düşüncelerinden uzun yıllar hapis yatan onurlu yaşamıyla ve direnişçi kimliğiyle başta ismail beşikçi.beşir fuad.nesimi .hallacı mansur, şeyh galib,resneli niyazi ,çanakkaleli melahat,rosa eskenazi,kantocu peruz,denizkızı eftelya, atatürk’ün sevgilsi fikriye, sait faik,idris küçük ömer,şerif mardin,cihat burak,nilgün marmara.hal ve gidiş sıfır adlı kara filmin anarşist yönetmeni jean vigo,rimbaud ,sivil şiiri kavramını ödünç aldığı passolini ,vb…
ismail beşikçiye ilişlin bir not : ‘’ismail beşikçi uzun süren hapis yıllarından sonra çıktığında gazeteciler ona çeşitli sorular yöneltmişler.beşikçi de bunları yanıtlarken içeri alınma nedeni olan görüşlerini yinelemiş.avukatı konuşmasını istemediği için onu koluna girerek götürmek istemiş ama beşikçi konuşmasına devam etmiş.işte burada avukat haklıdır belki, ama beşikçi yüzde yüz haklıdır,, ( sivil denemeler kara s:64)
burada haklılığın inadına tanık olmaktayız.ve bir direniş hafızası oluşturmanın nasıl kayda geçirildiğine de..
yine aynı kitaptaki aynı söyleşiden bir dipnot meçhul öğrenci anıtı şirinde geçen ‘’ devlet dersinde öldürülmüştür,, dizesiyle ilgili.’’ devlet mimarlık ve mühendislik akademisinde bir zamanların öğrenci liderlerinden olan battal mehetoğlu polisçe öldürüldü.cenazesinde battal’ ın annesi insaf ana ‘ya birisi neler hissettiğini sorar : şöyle der insaf ana:’’ ah ki oğlumun emeğini eline verdiler,,meçhul öğrenci anıtı budur.,,( sivil denemeler kara s:65)
ne tesadüftür ki annenin adı insaftır.insaf ana..ancak her zaman ve her yerdeki gibi iktidarına karşı çıkana karşı insafı yoktur devletin..tahammülsüz ve acımasızdır.
insaf ana kara kamunun temsilcisidir.kara kamunun kara vicdanın karşınlar etiğiyle konuşur devrimci oğlunun emeğini görmüştür .bu kendi emeğidir de yanı zamanda.oradan konuşur : ‘’ah ki oğlumun emeğini eline verdiler !,,
ece ayhan ın bütün kitaplarının başına koyduğu manifesto şiiri yort savul da geçen ‘’ nerede kalmıştık.tarihe ağarken üç ağır yıldız
sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları,, dizelerindeki üç ağır yıldız’ın iktidara karşı direnişlerinden dolayı idam edilen devrimciler deniz gezmiş ,yusuf aslan ve hüseyin inan olduğunu öğreniriz .söyleşilerinden..
yine bir şiir ve bir etik duruş hafıza oluşturma adına.iktidarın kolluk kuvvetlerince sırf bu yüzden gazallar gibi avlanan devrimciler..her daim sürmektedir sürek avı…
GÖRMEDİK!
1. Avcılar gazalları öldürür Anadolu balkanlarında. Gazal kaçar yaralanmışsa, avcı kovalar.
2. Çilli gazal bir tebeşire sığınsın sözgelimi ya da bir dünya dergâhına. Avcı da dalar.
3. İki yeniyetme kara tahtayı siliyorlardır ya da çamaşırlarını çiteliyorlardır.
4. “Buraya giren bir gazal gördünüz mü?” der Şahmârdân.
5. Sınıftaki ya da avludaki gazallar; tarihten 1971 yaz ayları Çengelköyü’ne geliyoruz; “hayır” derler, “görmedik!”
ece ayhan, bütün yort savul’lar)
ve sonraki yıllarda da daha da şiddetlenerek sürer bu sürek avı. sürmektedir de…
12 mart sonrasıdır.ülkenin devrimci gençleri 6 .filoyu protesto ederler.gençler bazı amerikan askerlerini denize atarlar ve çıkan arbedede ve yine polis saldırısı sonucu bazı gençler denize düşerler.polis gençleri arar her yerde.o semtteki esnafa sorarlar : gördünüz mü görmedik.!.işte etik . gençleri ele vermemek için görmedik derler.ele vermememin ihbar etmemenin etiği…
ve 12 eylül sonrasında 17 yaşında devletçe yaşı büyültülerek idam edilen idam edilen erdal eren i de unutmaz ece ayhan .söyleşilerinde sıklıkla anar adını.
bir direniş hafızası oluşturmak bir anımsatmayı da biz yapalım : 12 eylül sonrasıdır.24 ekim 1983 ‘te gölcük askeri mahkemesi dört solcu hakkında idam cezası vermesine gerekçe olarak “ varlıkları ile yoklukları arasında ülke çıkarları açısından bir fark yoktur,, cümlesini kayıtlara geçirmiştir.
bir yazısında insanın iktidara karşı savaşı hafızanın unutmaya karşı savaşıdır diyordu milan kundera. ece ayhan ‘ın yort savul adlı kitabında yer alan usta işi şiirindeki şu dizeler bu ülkede ve her yerde yaşadığımız bütün dönemleri ve durumları özetler :
‘’ fakir kuş hiç unutmaz, kitapların yakıldığı yıldı
kırk kapıdan birden devletle girdiğini gördük
başsız bir ta ver içindeki solgun süslü binicisinin,,
evet ama ‘aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler !,
etiğe ilişkin bir durum daha bu kez öznesi bir konsomatris. ‘’ 1969 da kayseri de Türkiye öğretmenler sendikası’nın (tös) olağan genel kurulu toplanmıştır.ülkücüler nizam-ı alem adına o salonu basmışlardır.sonra da kayseri sokaklarına dökülüp kimi kırtasiyeci dükkanlarını kitap da sattıkları için yıkıp kırarlar.o sırada ,geceleri pavyonda çalışan bir konsomatris ,kaldığı otelinden şöyle bir çıkmıştır kaldırıma .ülkücüler o konsomatrisi hemen kıskıvrak yakalarlar .-kaynakları genellikle köyler beslemeler olan konsomatrisler öylesine ezilmişlerdir ki ,kendileri 30-40 yaşlarında olsalar bile 17-18 yaşlarındaki müşterilerine abi derler.
-celine gibi ,insanın içyüzümü dehşetle görmüş yazarların başında olan dostoyevski’nin suç ve ceza romanında ,zengin tefeci kadının kızkardeşi elizabeta ‘sı vardır.solgun ,hayatta yoksulluktan öylesine ezilmiştir ki,kafasına indirilmek üzere kalkmış olan nacak karşısında ,içgüdüsel olarak bile kolunu kendini savunmak için kaldıramamıştır.)
evet, ne diyorduk ?
ülkücüler ,onu kıskıvrak yakalarlar ve ibret-i alem için orada çırılçıplak soymak isterler.konsomatris yalvarır : ‘’ ağabeyler beni öldürün ama bunu yapmayın!,,( sivil denemeler kara)
işte burada da bir etik çarpışması söz konusu.ne diyelim..ne diyebiliriz..‘’sözü ece ayhan’ a ve şiire bırakalım.
’ bu kadınların ekmek kavgaları korkunçtur. Şiddetin ve kötülüğün
kol gezdiği bir dünyada kelle koltukta çalışırlar.
Saçları bir sözle örülen ve bir sözle
çözülen kadınlar, sabahlara kadar dövülenler,
tekmelerle dövülmüş Dilhayatlar, kötü
caddeye düşmüş, yedi dala gerilmiş tazeler ve
diğerleri…”Beni öldürün ama bana bunu
yapma’yın abiler!” diyerek itlere yalvaran kadınlar.,,
açık atlas’ ta açan kürt çiçekleridir.ki hala yasaklıdır.yalnız ortadoğu da el altından satılan o atlas.ve hala sürgündedir.sürgündür.koparılmaktadır.her daim koparılsa da hafızalarda açmaktadırlar.ki uğur kaymazdır.12 yaşında 13 kurşunla evlerinin önünde babasıyla birlikte öldürülmüştür.katilleri mi..serbesttir..ki uğur karaşınların hafızasında hiç solmayacak bir karanfil olarak yerini almıştır.
‘’ meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte
koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını
azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru
neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır?
ece ayhan söyleşilerinde geçer ve açık atlas şiirinin ilk ve asıl adı ‘’kürt çiçekleri,,dir.malum nedenlerle yayıncının kaygısı ve itirazı üzerine değiştirilmiştir..
bir başka şiirinde kendi kendinin terazisi bir kambur şiirinde yine iktidardan yaralanmışlardan bahseder ece.kurulu zulmün yetiştirme yurtlarında ömürleri heba olan çocuklardan. şiirden bir bölüm..
‘’beli ki kaçmıştır çok ağır cezalı bir çocuk
kurulu zulmün yetiştirme yurtlarından
çakıyla kazımıştır içerden kapısına
kuş dillerinde olmaz bir helanın şahlığı mahlığı,,(kendikendinin terazisi bir kambur.s.22
kendini bir şairden önce etikçi olarak gören açık uçlu şiirleri ve yazılarıyla edebiyata şiire karaşın bir bakış kazandıran ece ayhan üzerine ve bir direniş hafızası oluşturma adına bir yazı nerde biter bilinmez .çünkü o da açık uçlu olacaktır haliyle. bu hafıza oluşturma denemesinin de karaşın tarihte bir fırça darbesi olarak hafızalardaki yerini alabilmesi umuduyla..
sabahattin umutlu
Erekte Şiir manifestosuna Ön Giriş 2
Hayalbaz tarafından Haz.26, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Şiir
Erekte Şiir, Sokak Şiiridir;
Sokağın deneyimlerine ortak olmak, sokakta yeni deneyimler yaşamak, gündelik gerçekliğin gizlediği olağanüstüyü açığa çıkarmak, yeni durumlara yelken açmak…
Önemli olan sadece sokakta kalmak-yaşamak değil, sokakla yaşamaktır. Şiir sadece basılı kâğıda hapsedilemez. Markör ile duvara, elektrik direğine, telefon kulübesine de yazılabilmelidir. Sokaklara kendimizi sürüklerken sticker’a şiir otomatik yazılmalı ve yapıştırılmalıdır. Büyük bina çatılarından, otobüs camlarından kuşlanmalıdır. Sokakta yazılan şiir kaynağına yani sokağa geri dönmelidir.
Erekte Şiir, Gerçekliğin Karşısındadır;
Gündelik gerçekliğin sistemin sürekli yeniden ürettiği bir illüzyona dönüştüğü 21. yüzyıl başında Erekte Şiir, Gerçek için gerçekliğin karşısındadır. Gerçekliği düş ile takas eder.
Erekte Şiir, Anti-Oligarşiktir;
Edebiyat dünyasının köşelerini tutmaya çalışan, egolarının ağırlığından kendi cemaatlerini kuran, ‘bu iyi-bu kötü şiirdir, bu şiirdir-bu değildir’ fetvaları yayınlayanlardan icazet almaz.
Erekte Şiir, Bağımsızdır;
Her hangi bir güç merkezi ya da odağına uzaktır, onlara eklemlenmez, bağımsız ve özgür varolur. Şiirin belli kurallara, geleneklere bağlı olmasını manipüle eden derebeylerine karşı özgünlüğün ve özgürlüğün savunucusudur.
Erekte Şiir, Liberterdir;
Toplumun her hücresine kanser gibi yayılmaya çalışılan lümpen milliyetçi, gerici, muhafazakâr anlayışlarla uzlaşmazdır. Osmanlıca avantgarde kurgularına pabuç bırakmaz.
Erekte Şiir, Erektedir!
Rafet Arslan
22 Haziran 2008
……………………………………
Erekte Şiir Manifestosu Ön Giriş 2’ye
1. Lettrist Sitüasyonist Yaklaşım
Rafet Arslan’ın kaleme aldığı “Erekte Şiir Manifestosu”na 2. Giriş metni açık seçik Lettrist Sitüasyonist Enternasyonalin mührünü taşımaktadır.
Sanatın hayat oluşu, hayatın sokak oluşu, sokağınsa sanat oluşu gerçeği Arslan’ın manifestosunda yeniden dile getirilirken; zamansızlık ve anın içinde durumlar yaratmak, geçici otonom oluşturmak söz konusudur metnin pratiğinde.
Manifestonun teorik yapısı pratik safha noktasında net değerlere sahipken an dahilinde yapılan pratikler, teorinin güçlü gerçekliğini doğrulamaktadır ki böylece; sokağın ait olduğu şehrin psikocoğrafyasının haritası da çizilmeye başlanacaktır ve diğer yandan Sitüasyonist Enternasyonal öncesi Lettrist sürecin “oyun” ve “eğlence” (lunapark yaşam) amacı aynı zamanda polis ve fikri sabit halk ile karşılıklı oynanarak yaşam bulurken, erekte insanlar için tatmin edici bir şenliğe dönüşecektir.
Modern zırıltılar dünyasında modernin gerçeğine atılan bir adım ve bu kavram dahilinde şiirin ve sanatın özgür kalması ve gerçeğine dönmesidir ki bu bakımdan net olarak Lettrist Sitüasyonist bir harekettir.
Toplumsal devrime varasıya amaç Lettristlerin belirttiği küçük delikleri açmaktır.
Debord, modern şiiri ele geçirmekten bahsederken onu yazmak değil yaşamak gerekir demektedir. “Erekte Hareket”, şiiri yaşamaktadır, bundan yanadır, bundan bahsetmektedir. Sitüasyonist anların sanatı halka indirmek derken kastettiği şey yanlış anlaşılmamalıdır, Debord ve grup bir tür halkçı sanattan falan bahsetmemektedir. Erekte şiir sokakta: eğlenmekte, anından zevk almakta ve sisteme sistem tarafından ciddiye alınan minimal sabotajlar düzenlemektir. Bunu yaparken de zaten lettrist mikroyu kendi içinde oluşturmakta ve uygulamaktadır.
Hayata geçirmek ve tamamlamak istediğimiz şey şiirdir diyecektir Guy Ernest Debord.
Şiirin diliyle eylemi arasında bağ kurulmadığı sürece kâğıt mendildeki spermler kadar ölüdür ve öte gidemeyecektir şiir, ki artık “bunlar”ın karşısına konulması gereken bir taş üzerine yazmaktayım ben.
Şiir kamuya ait olanda olmalı ona uygulanmalıdır, bireyler şiire ve metne kendilerini eklemlemeli ve yeni şiir an be an değişerek ve gelişerek ortaya çıkmalıdır. Bu aynı zamanda şiirinde örgütlenmesidir. Örgütlenmeliyizdir.
Şenol Erdoğan
25 Haziran 2008
Merih GÜNAY’dan Yeni bir öykü kitabı: “HİÇ”
Hayalbaz tarafından Haz.26, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: kitap
69 doğumlu olan ve çeşitli öykü ödüllerinin de sahibi olan Merih Günay, yeni çalışması HİÇ ile okuyucunun karşısında.
Merih Günay öyküleri okuyucu için zorlayıcı psikolojik öğeler içeriyor. Bu kitabı ilginç kılıyor elbette; okuyucunun bilinçaltına yapılan direkt aktarım ise tartışılabilir. Merih Günay, kitap içindeki birkaç öykü dışında, okuyucusuna zihninde tamamlaması gereken soyut süreçler sunmuyor. İnsanın bir şiddet öznesi olarak gündeliği yorumlayışı her öyküde belirgin olsa da, olabilir olanın gerçekleştiği noktada, farklı bir anlam alanı oluştuğu için okuyucu öykülerin altında yatan temel kavramın yerine başka şeyler de koyabiliyor. Dolayısıyla öykülerde ‘neden’ sorusunun arka planda kaldığı, ‘nasıl’ sorusunun yanıtının arandığı düşünülebiliyor. Bu noktada asıl önemini kazanıyor kitap; 20 yy insan eylemlerinde belirgin nedenler aranmıyor çünkü; içgüdülerin tatmininde herhangi bir nedene gerek duyulmuyor. Bu gerçekliğin öykülerini yazıyor Merih Günay.
Özellikle, “Güvercinler” ve “4” isimli öyküler, sarsıcı içerikleri ve işlenişleri bakımından diğer öykülerden ayrılıyorlar.
“Güvercinler”i önemli kılan noktalardan biri, tek bir öykü içinde insana dair bir çok vurguyu barındırabiliyor olması. Farklı kodlar kullanılarak oluşturulmuş bu öyküpsikolojik gerçekçilik açısından oldukça önemli bir yerde duruyor.
Sonuç olarak, Merih Günay’ın ‘HİÇ’i okunması gereken bir öykü kitabı; söylediği, aktardığı ve anlamaya çalıştığı önemli şeyler var.
Değil o-da değil ÇIKTI..
Hayalbaz tarafından Haz.25, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Fanzin

Antiperiyodik akşamüstleri çıkan fanzin çıktı..
Uluma’nın ardından..
Hayalbaz tarafından Haz.11, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: etkinlik, gösterim

Sisli, serin ve her zamanki tuhaf kokusuyla bir Kadıköy gecesini ardımıza bırakıp, yola vurduk kendimizi.
Allen Ginsberg’in 20 yüz yılın en önemli metinlerinden birini, sadece metin değil bir kuşağın tarihini ve manifestosunu haykırdı: Uluma…
5 Haziran Uluma İzmir Özel Gösterimi öncesi Hayalbaz ailesi afiş, poster, net, mail vb vs tüm olanaklarla etkinliğin duyurusunu yapmışlardı. Güneşli bir Perşembe günü binyılların, mitlerin ve düşlerin büyüdüğü ege şehrine 2 yoldaş adım atmıştık.

Howl / Uluma ilk kez 1955 yılında Frisco da Six Gallery de okunmuştu. Yıllardan beri ülke de bir Beat duyarlılığı/hareketi yaratma uğraşında olan 6:45 ekibi Uluma’nın Türkçe de aslına uygun ilk seslendirilişi üzerine yaptığı filmin üçüncü gösterimi için İzmir de Hayalbaz dayız.
Yıllardan beri ne Beat ne Sürrealizm, ne bilimkurgu ne de sitüasyonistler ülke topraklarında derli toplu ele alınmamışken, doğru dürüst bir kazı yapılmamışken yine kumlara şiirler yazıyor, boşluğa çiçekler ekiyorduk. Gösterim öncesi saatler telaşlı bir heyecan ve her zamanki tedirgin gülümsemelerle hazırlıklar tamamlanıyordu. Büyük bir kalabalık değil, gece ruhuyla yaşayabilecek arıza bir kitle bekleniyordu.
‘ jack Kerouac, On the Road’u yazdı…. William Seward Burroughs, Çıplak Şöleni yazdı… Neal Cassady, The First Thrid’ü yazdı…
Tüm bu kitaplar cenneten çıktı…’

5 haziran Perşembe saat 19:10 da ‘6:45 / Hayalbaz tertipsizlik komiteleri ve Mars koloni kurtuluş güçleri adına hoş geldiniz’ anonsuyla gösterim başladı. Filmin bitişiyle mekanı dolduran 40 kişi ayakta alkışa başladık. Dostum ile sahneye çıkıp kucaklaştık ve ardından Şenol yanımızda gelen 150 civarında 6:45 kitabını, ayraçlarını ve bazı özel nesnelerini ücretsiz olarak paylaşmaları çağrısını yaptı. Hemen ardından yılların fanzincisi Zatturi sahneye gelip şiirlerini okudu ve hemen sonrasındaki ‘dans edemediğimiz devrim, devrim değildir’ duyurumuzla hep beraber bir çeşit karnaval havasına geçtik. Arada dans ve müzik kesilip; artık özgür bir kürsü haline gelen sahnede bir çok dostumuz şiirleri okudu-yazdı-haykırdı…

Gece; prestijli bir çorbacı salonuna yapılan tekinsiz istekler ve bolca dostluk, paylaşım ve otonom yürekler ile son buldu. İşte İzmir de böyle kendi dilince, özgürce Uludu…
10.06.08
Bay Perşembe
Nükleere Karşı Sanat Üzerine Küçük Tarih Notu…
Hayalbaz tarafından Haz.05, 2008 tarihinde eklenmiştir. Etiketler: Kategorilenmemiş
Hayalbaz olarak kafamızdaki nükleer e karşı sanat alanından, minör bir ilk cephe açılması fikrini Küresel Eylem Grubunun bir toplantısında arkadaşlarla paylaştık. Sonuçta Keg de ülkede nükleere karşı mücadele eden gruplardan biriydi ve İzmir de daha önce küresel ısınma karşıtı Kyoto’yu imzala kampanyasında beraber yer almıştık.
Yapılan bu önerinin Keg İzmir toplantısında onaylanması ardından, sergi katılım çağrıları, mekan arayışı, duyurular gibi ilk başta yapılan ön hazırlıklara Keg İzmir den arkadaşlar katılmadılar. Kampanyalarının yoğunluğundan olduğu düşünüp arkadaşların bizle olacağına dair inancımızı bozmadan yola devam ettik. Belirlenen sergi günü yaklaştığında katılımın sağlanması, duyuru, organizasyon konularında sürekli yinelenen çağrılarımıza rağmen Keg İzmir den her hangi bir katılım sağlayamadık. Yani Keg organizasyonun Hayalbaz ile beraber 2 örgütleyicisinden biri olarak var oluyor ama organizasyona dair her hangi bir emek vermiyordu. Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen biz Hayalbaz olarak başta anlaşıldığı gibi afişlere KEG/Hayalbaz imzasını attık ve tüm şehri afişler ile donattık.
Sergi ; İzmir’in suskun coğrafyasında canlı ve tepkisel bir güncel sanat pratiği olarak yer aldı. İzmir dışında birkaç ilden duyarlı sanatçılar bizle ile nükleere karşı üretimlerini paylaştılar. Verilen emek bazı yankılar ve olumlu tepkiler aldı.
Bu yankıların bizce en önemlilerinden biri Barışarock 2008’e serginin taşınma önerisiydi. Barışarock sanat atölyeleri grubundan gelen bu daveti severek kabul ettik. Doğaldır ki, sergiye eklenen yeni işler ve performanslarla Barışarock’ta yer almasında çalışmamızda sadece ad olarak yer alan arkadaşlar olmadan kendi adımız ve çabamız ile yer alacağız. Belki yoğun gündemde kültür-sanat alanının 2. plana bırakılması belki de tüm instiyatife mal edilmeyecek lokal bir eksiklikten dolayı kaynaklanan bu yanlış anlaşılması düzeltmek, her zaman ki açık paylaşım anlaşışımızın gereğidir.
Teşekkürler
Hayalbaz Ekibi