Ana Sayfa

Dar-ul Efkar İzmir Konseri

Albüm öncesi İzmir Konseri 18 Temmuz 2008 Cuma gecesi Hayalbaz’da..

İstanbul’un önemli güncel sanat merkezlerinden Akbank sanat, her yaz dönemi  Günümüz Sanatçıları sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 27. düzenlenen sergiyi Resim ve Heykel Müzeleri Derneği hazırlanıyor.

Sergide yer alan 9 genç sanatçıdan biri hala 9 Eylül GSF’de yüksek lisansına devam eden İzmir’li sanatçı Halil Vurucuoğlu. Vurucuoğlu’nun çalışmalarını Düzensiz’in 3. sayısına konuk etmiştik. O dönemde Halil ağırlıklı olarak sokak sanatında stencil ve sticker üretiyordu; fakat K2 yer alan bir karma sergide de büyük bir stencil ile yer almıştı.

Ardından, Türkiye’nin ilk sokak sanatı dosyası(kitapçığını) yaparken Halil ile hoş bir mülakat yapmıştık. O süreçten bu güne Halil sokak çalışmaları yanında; bir-kaç sergi de daha sokakta yaptığı işleri sergi salonuna taşıdı. Bu noktada küratöryel ekibin ‘galeri dünyasına attığı ilk adımın yanı sıra, resmini sergileyişi ve dönüştürmesi açısından da ilgimizi çekiyor’ tespiti, eksik bir tespit olarak kalıyor.

Halil Vurucuoğlu’nun stencil ve yapıştırma yoluyla yaptığı duvar enstalasyonu, kuşkusuz serginin en dikkat çekici işi. Yapıt, medya ve onun şiddeti işleyiş biçimine dair ciddi bir eleştiri barındırıyor. Görüntünün pornografisi ve izleyicisin müstehcen teması; vurucu bir estetik müdahale ile ustaca duvara aktarılmış.
Video ve enstalasyon çalışmaları yanında sergide yer alan dikkat çekici diğer bir isim ise Viron Vert. Sergide Andersen’in masallarından yola çıkan desenler ile katılan Vert aslında tasarım dünyasında kendini ispatlamış bir yaratıcı. Sergi de ticari üretiminin dışında, masalsı ve otomatizme yakın desenler ile yer alıyor.

25 Haziranda açılışı yapılan sergiyi bu sene 3 küratör ‘işçisin sen, işçi ol’ sloganı ve emek kavramı etrafında açıkladılar. Gerçi küratörlerin kaleme aldığı sergi bildirisinin B/Süreç Tasarımı başlığında genç yaratıcıların emek süreci dışında; sergi de yer alan işlerle Derrida, Deleuze, 1 Mayıs, Negri&Hardt’a göndermeler ve alıntılamalarla arasında bağ kurmak güç. Küratör arkadaşların ‘Biz küratöryel ekip olarak, bu sergi sürecindeki emeğimizi “emeğini yaşatmak için hayatını veren kahramanlara ve yaşamı savunan emekçilere” adıyoruz.’ Mesajının üretilen işlerle neredeyse hiçbir bağı bulunmuyor. Burada karşılaştığımız durum son yıllarda güncel sanat dünyasında hakim olan tuhaf bir bakış açısını  sergiliyor. Sergi bildirilerinde radikal, politik, kuramsal açıklamalarla; sergilenen eserler arasında olmayan bağlam. Küratörler eldeki yapıtlardan, yapıtların birleşme noktaları her neyse (tabii varsa) kavram üretse belki daha tutarlı olacak. Aksi durumda izleyicilerin kavram ve işler arasında bir bağlam yaratma çabası bir traji-komediye dönüşüyor. Aman dikkat!

www.akbanksanat.com

Bay Perşembe

Daralan farklı disiplinlere ve disiplinsizliklere açık sanatsal üretimlerin sergilenebildiği, paylaşılabildiği bir projedir. Daralan sergi alanı ve bir atölyenin bulunduğu Galata’daki mekanında sergi projeleri, seminerler, atölye çalışmaları, geziler, performanslar, tiyatro-film-video gösterimleri ve alternatif projeleri hayata geçirmek için kurulmuş alternatif bir sanat mekanı.

Dar alanlarda kısa paslarla oynayan Hayalbaz ekibi olarak bir ziyaret edelim, ne nedir öğrenelim istedik. Geçen sene sonu belli sponsorluk bağlarına başvurmadan okumuş 3 gencin başlattığı proje atölyelerle kendini beslemeyi düşünüyor. Bu dönemde naifliği ile ‘bunu da yapan var’ dedirtiyor. Destekleyen dostlarını saymazsak ekip bir sanat tarihçi, bir arkeolog, bir heykeltıraştan oluşuyor.

Sıcak karşılandık, şarabımızı kolamızı içtik; arkadaşlar içtenlikle bize hikayelerini anlattılar. Açılışı Daralan ekibi kendi ürettikleri kavramsal bir çalışma ‘genişleyen dar alan’ adlı sergi ile açmışlar.

İlk sergilerinin duyurularında Erdinç Gümüş’ün altını çizdiği noktalar gayet önemli:

‘kimlikleri önceden belirlenmiş, lolipop misali cafcaflı paketler ile sarmalanmış porno ikonları, durumlarına isyan edip tüketilmeyi reddediyorlar. Aşkın ve cinselliğin varoluşu ile başlayan bedenin tarihinin, mülkiyetin tarihi ile değiştirdiği biçim, utançsız cinselliğiyle ayakta duran, mekanı yine kendi yatağı olan fakat dingin bir bekleyiş yerine arsızca bir sertlik ile cinsel kimliklerini sunan tanrıça idolleri sırtlarını dönerek saklanmıyorlar, aksine meydan okuyorlar cinselliğimizin ve bedenlerimizin tarihine.
Savaşların, mermi izleri ile duvarlar üzerine düşülen tarihi, ortasında kalmış çaresiz kızın yüzünde de, aynı yıkıcılıkla kendini belgeliyor devam eden hayatın oynak melodileri eşliğinde…’

Sohbette benzer geniş alanlardan, dar imgelere kayıyor ve biz bu sıcak mekanı seviyoruz. Ekip olarak yılda 3 sergi yapmak, geri kalan zamanda ise mekanı instiyatiflere açmak amacında. 5 Temmuza dek sürecek Uçuş Korkusu başlıklı sergiyi Karalama grubu yapmış. Çizgi romandan enstalasyona geniş bir çerçeve ile Daralanı renklendirmişler.

Tavsiye ederiz sizde ziyaret edin dar alanı, bu sıcak mekanı, dar alanlara-dünyaya sıkışıp kalmayın…

Daralan

lüleci hendek cad. hacı ali sokak n:12/2

Galata/İstanbul

0212 2928217

www.daralan.com

Şu sıralar New York semalarında Türkiye’den 4 genç sanatçı var. Mezze Sanat galerisinde 13 Haziran tarihinde başlayan sergi 4/From İstanbul adını taşıyor. Sergi ile Çağrı Küçüksayraç, Bora Akıncıtürk, Ahmet Civelek ve Hayal Pozantı’nın yapıtları New York’lu sanatseverler ile buluşuyor.

Çağrı Küçüksayraç ve Bora Akıncıtürk; Hayalbaz’ın Gün Işığı ile İlk Buluşma sergisinde İzmir ile buluşmuştu. Aralıksız sürdürdüğü üretim faaliyetlerine Akıncıtürk, Londra da devam ediyor. Küçüksayraç ise Anadolu yakasının sokaklarına küçük ve sihirli izler bırakıyor Bruce Wayn olarak. Arkadaşlarımız üretimlerindeki renklilik ve yaratıcılık geniş bir ilgiye mahzar oldu.

www.mezzeart.com

Lunapark’tan Taşan Duvarlar

2006 yılında kurulan Tershane Sanat Platformu, geçtiğimiz günler de Beşiktaş’taki Küçükçiftlik lunaparkında ‘sanat benim oyun alanımdır’ başlıklı bir proje gerçekleştirdi. Ülkemizde son yıllarda klasik sanatmekanlarının insanlardan kopukluğu ve mahremiyetine karşı arayışlar artıyor. Tershane’nin projesine beyaz-loş duvarlara sergilenen ikonlar şeklindeki galeri-müze sunum mantığının dışındaki arayışlar desteklenmesi gereken, ihtiyacımız olan çalışmalardır.

Farklı disiplinlerden 40’a yakın sanatçının yan yana geldiği proje de en dikkat çeken alan, kuşkusuz İstanbul sokaklarını üretimleri ile şenlendiren sokağın sanatçılarının hazırladığı duvardı. Cins, Rad ve Atfogo’nun yan yana ve bir birlerinin işleri ile kesişen-paslaşan yaratılarının taşıdığı canlılık ile Lunapark ruhuna en uygun performansı ortaya koyuyorlar.

Atfogo’nun küçükten büyüye giden stencillerinin başlattığı yol önce Rad’ın Jan Svankmajer’e selam çakan işine ve ardından Cins’in devasa mutantına evriliyordu. Duvarın hemen karşısında ise Ender Gelgeç’in ‘bir A3, bir C4, bir B2 alacağım’ başlıklı müdahalesi bulunuyor. Gelgeç işiyle ilgili ‘Bana bir A4, bir G3, bir de H1 nedir diye sormayın. O’na neden bir D1, bir F5, bir de M3 alacağını sormayın. Söyleyebilecekleri şey şu olabilir ancak: Bilmiyoruz ve bilmek istiyoruz’ diyordu.

Lunapark bir özgürleşme alanıdır. Boş zamanı şenliğe dönüştüren, farklı deneyim ve arzulara yol açan naif bir kapıdır lunapark. Hemen burada Lettrist Enternasyonelin lunapark yaşamı fikrini anımsamakta fayda var. Sergi de gelişen, lunapark kavramının taşıdığı özgürlük ile çelişen bir durumu da genç sanatçı Gamze Özer ironik bir biçimde çözmüş. Sihirli ayna içinde yapacağı mekan enstalasyonunda kullanmak istediği büyüklere dair bir oyuncağın (dildo), sergi yürütmesi tarafından uygunsuz bulunması sonucu, Gamze yaptığı enstalasyona ‘sanat benim sansür alanımdır’ adını verdi.

Ne diyelim, nice lunapark coşkulu, hayata karışmış, sergiye..

Erekte Şiir, Sokak Şiiridir;
Sokağın deneyimlerine ortak olmak, sokakta yeni deneyimler yaşamak, gündelik gerçekliğin gizlediği olağanüstüyü açığa çıkarmak, yeni durumlara yelken açmak…
Önemli olan sadece sokakta kalmak-yaşamak değil, sokakla yaşamaktır. Şiir sadece basılı kâğıda hapsedilemez. Markör ile duvara, elektrik direğine, telefon kulübesine de yazılabilmelidir. Sokaklara kendimizi sürüklerken sticker’a şiir otomatik yazılmalı ve yapıştırılmalıdır. Büyük bina çatılarından, otobüs camlarından kuşlanmalıdır. Sokakta yazılan şiir kaynağına yani sokağa geri dönmelidir.

Erekte Şiir, Gerçekliğin Karşısındadır;

Gündelik gerçekliğin sistemin sürekli yeniden ürettiği bir illüzyona dönüştüğü 21. yüzyıl başında Erekte Şiir, Gerçek için gerçekliğin karşısındadır. Gerçekliği düş ile takas eder.

Erekte Şiir, Anti-Oligarşiktir;

Edebiyat dünyasının köşelerini tutmaya çalışan, egolarının ağırlığından kendi cemaatlerini kuran, ‘bu iyi-bu kötü şiirdir, bu şiirdir-bu değildir’ fetvaları yayınlayanlardan icazet almaz.

Erekte Şiir, Bağımsızdır;
Her hangi bir güç merkezi ya da odağına uzaktır, onlara eklemlenmez, bağımsız ve özgür varolur. Şiirin belli kurallara, geleneklere bağlı olmasını manipüle eden derebeylerine karşı özgünlüğün ve özgürlüğün savunucusudur.

Erekte Şiir, Liberterdir;
Toplumun her hücresine kanser gibi yayılmaya çalışılan lümpen milliyetçi, gerici, muhafazakâr anlayışlarla uzlaşmazdır. Osmanlıca avantgarde kurgularına pabuç bırakmaz.

Erekte Şiir, Erektedir!

Rafet Arslan
22 Haziran 2008
……………………………………

Erekte Şiir Manifestosu Ön Giriş 2’ye
1. Lettrist Sitüasyonist Yaklaşım

Rafet Arslan’ın kaleme aldığı “Erekte Şiir Manifestosu”na 2. Giriş metni açık seçik Lettrist Sitüasyonist Enternasyonalin mührünü taşımaktadır.
Sanatın hayat oluşu, hayatın sokak oluşu, sokağınsa sanat oluşu gerçeği Arslan’ın manifestosunda yeniden dile getirilirken; zamansızlık ve anın içinde durumlar yaratmak, geçici otonom oluşturmak söz konusudur metnin pratiğinde.
Manifestonun teorik yapısı pratik safha noktasında net değerlere sahipken an dahilinde yapılan pratikler, teorinin güçlü gerçekliğini doğrulamaktadır ki böylece; sokağın ait olduğu şehrin psikocoğrafyasının haritası da çizilmeye başlanacaktır ve diğer yandan Sitüasyonist Enternasyonal öncesi Lettrist sürecin “oyun” ve “eğlence” (lunapark yaşam) amacı aynı zamanda polis ve fikri sabit halk ile karşılıklı oynanarak yaşam bulurken, erekte insanlar için tatmin edici bir şenliğe dönüşecektir.
Modern zırıltılar dünyasında modernin gerçeğine atılan bir adım ve bu kavram dahilinde şiirin ve sanatın özgür kalması ve gerçeğine dönmesidir ki bu bakımdan net olarak Lettrist Sitüasyonist bir harekettir.
Toplumsal devrime varasıya amaç Lettristlerin belirttiği küçük delikleri açmaktır.
Debord, modern şiiri ele geçirmekten bahsederken onu yazmak değil yaşamak gerekir demektedir. “Erekte Hareket”, şiiri yaşamaktadır, bundan yanadır, bundan bahsetmektedir. Sitüasyonist anların sanatı halka indirmek derken kastettiği şey yanlış anlaşılmamalıdır, Debord ve grup bir tür halkçı sanattan falan bahsetmemektedir. Erekte şiir sokakta: eğlenmekte, anından zevk almakta ve sisteme sistem tarafından ciddiye alınan minimal sabotajlar düzenlemektir. Bunu yaparken de zaten lettrist mikroyu kendi içinde oluşturmakta ve uygulamaktadır.
Hayata geçirmek ve tamamlamak istediğimiz şey şiirdir diyecektir Guy Ernest Debord.
Şiirin diliyle eylemi arasında bağ kurulmadığı sürece kâğıt mendildeki spermler kadar ölüdür ve öte gidemeyecektir şiir, ki artık “bunlar”ın karşısına konulması gereken bir taş üzerine yazmaktayım ben.
Şiir kamuya ait olanda olmalı ona uygulanmalıdır, bireyler şiire ve metne kendilerini eklemlemeli ve yeni şiir an be an değişerek ve gelişerek ortaya çıkmalıdır. Bu aynı zamanda şiirinde örgütlenmesidir. Örgütlenmeliyizdir.

Şenol Erdoğan
25 Haziran 2008

69 doğumlu olan ve çeşitli öykü ödüllerinin de sahibi olan Merih Günay, yeni çalışması HİÇ ile okuyucunun karşısında.

Merih Günay öyküleri okuyucu için zorlayıcı psikolojik öğeler içeriyor. Bu kitabı ilginç kılıyor elbette; okuyucunun bilinçaltına yapılan direkt aktarım ise tartışılabilir. Merih Günay, kitap içindeki birkaç öykü dışında, okuyucusuna zihninde tamamlaması gereken soyut süreçler sunmuyor. İnsanın bir şiddet öznesi olarak gündeliği yorumlayışı her öyküde belirgin olsa da, olabilir olanın gerçekleştiği noktada, farklı bir anlam alanı oluştuğu için okuyucu öykülerin altında yatan temel kavramın yerine başka şeyler de koyabiliyor. Dolayısıyla öykülerde ‘neden’ sorusunun arka planda kaldığı, ‘nasıl’ sorusunun yanıtının arandığı düşünülebiliyor. Bu noktada asıl önemini kazanıyor kitap; 20 yy insan eylemlerinde belirgin nedenler aranmıyor çünkü; içgüdülerin tatmininde herhangi bir nedene gerek duyulmuyor. Bu gerçekliğin öykülerini yazıyor Merih Günay.

Özellikle, “Güvercinler” ve “4” isimli öyküler, sarsıcı içerikleri ve işlenişleri bakımından diğer öykülerden ayrılıyorlar.

“Güvercinler”i önemli kılan noktalardan biri, tek bir öykü içinde insana dair bir çok vurguyu barındırabiliyor olması. Farklı kodlar kullanılarak oluşturulmuş bu öyküpsikolojik gerçekçilik açısından oldukça önemli bir yerde duruyor.

Sonuç olarak, Merih Günay’ın ‘HİÇ’i okunması gereken bir öykü kitabı; söylediği, aktardığı ve anlamaya çalıştığı önemli şeyler var.

Değil o-da değil ÇIKTI..


Antiperiyodik akşamüstleri çıkan fanzin çıktı..

Sisli, serin ve her zamanki tuhaf kokusuyla bir Kadıköy gecesini ardımıza bırakıp, yola vurduk kendimizi.
Allen Ginsberg’in 20 yüz yılın en önemli metinlerinden birini, sadece metin değil bir kuşağın tarihini ve manifestosunu haykırdı: Uluma…

5 Haziran Uluma İzmir Özel Gösterimi öncesi Hayalbaz ailesi afiş, poster, net, mail vb vs tüm olanaklarla etkinliğin duyurusunu yapmışlardı. Güneşli bir Perşembe günü binyılların, mitlerin ve düşlerin büyüdüğü ege şehrine 2 yoldaş adım atmıştık.

Howl / Uluma ilk kez 1955 yılında Frisco da Six Gallery de okunmuştu. Yıllardan beri ülke de bir Beat duyarlılığı/hareketi yaratma uğraşında olan 6:45 ekibi Uluma’nın Türkçe de aslına uygun ilk seslendirilişi üzerine yaptığı filmin üçüncü gösterimi için İzmir de Hayalbaz dayız.

Yıllardan beri ne Beat ne Sürrealizm, ne bilimkurgu ne de sitüasyonistler ülke topraklarında derli toplu ele alınmamışken, doğru dürüst bir kazı yapılmamışken yine kumlara şiirler yazıyor, boşluğa çiçekler ekiyorduk. Gösterim öncesi saatler telaşlı bir heyecan ve her zamanki tedirgin gülümsemelerle hazırlıklar tamamlanıyordu. Büyük bir kalabalık değil, gece ruhuyla yaşayabilecek arıza bir kitle bekleniyordu.
‘ jack Kerouac, On the Road’u yazdı…. William Seward Burroughs, Çıplak Şöleni yazdı… Neal Cassady, The First Thrid’ü yazdı…
Tüm bu kitaplar cenneten çıktı…’

5 haziran Perşembe saat 19:10 da ‘6:45 / Hayalbaz tertipsizlik komiteleri ve Mars koloni kurtuluş güçleri adına hoş geldiniz’ anonsuyla gösterim başladı. Filmin bitişiyle mekanı dolduran 40 kişi ayakta alkışa başladık. Dostum ile sahneye çıkıp kucaklaştık ve ardından Şenol yanımızda gelen 150 civarında 6:45 kitabını, ayraçlarını ve bazı özel nesnelerini ücretsiz olarak paylaşmaları çağrısını yaptı. Hemen ardından yılların fanzincisi Zatturi sahneye gelip şiirlerini okudu ve hemen sonrasındaki ‘dans edemediğimiz devrim, devrim değildir’ duyurumuzla hep beraber bir çeşit karnaval havasına geçtik. Arada dans ve müzik kesilip; artık özgür bir kürsü haline gelen sahnede bir çok dostumuz şiirleri okudu-yazdı-haykırdı…


Gece; prestijli bir çorbacı salonuna yapılan tekinsiz istekler ve bolca dostluk, paylaşım ve otonom yürekler ile son buldu. İşte İzmir de böyle kendi dilince, özgürce Uludu…
10.06.08
Bay Perşembe

Hayalbaz olarak kafamızdaki nükleer e karşı sanat alanından, minör bir ilk cephe açılması fikrini Küresel Eylem Grubunun bir toplantısında arkadaşlarla paylaştık. Sonuçta Keg de ülkede nükleere karşı mücadele eden gruplardan biriydi ve İzmir de daha önce küresel ısınma karşıtı Kyoto’yu imzala kampanyasında beraber yer almıştık.

Yapılan bu önerinin Keg İzmir toplantısında onaylanması ardından, sergi katılım çağrıları, mekan arayışı, duyurular gibi ilk başta yapılan ön hazırlıklara Keg İzmir den arkadaşlar katılmadılar. Kampanyalarının yoğunluğundan olduğu düşünüp arkadaşların bizle olacağına dair inancımızı bozmadan yola devam ettik. Belirlenen sergi günü yaklaştığında katılımın sağlanması, duyuru, organizasyon konularında sürekli yinelenen çağrılarımıza rağmen Keg İzmir den her hangi bir katılım sağlayamadık. Yani Keg organizasyonun Hayalbaz ile beraber 2 örgütleyicisinden biri olarak var oluyor ama organizasyona dair her hangi bir emek vermiyordu. Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen biz Hayalbaz olarak başta anlaşıldığı gibi afişlere KEG/Hayalbaz imzasını attık ve tüm şehri afişler ile donattık.

Sergi ; İzmir’in suskun coğrafyasında canlı ve tepkisel bir güncel sanat pratiği olarak yer aldı. İzmir dışında birkaç ilden duyarlı sanatçılar bizle ile nükleere karşı üretimlerini paylaştılar. Verilen emek bazı yankılar ve olumlu tepkiler aldı.

Bu yankıların bizce en önemlilerinden biri Barışarock 2008’e serginin taşınma önerisiydi. Barışarock sanat atölyeleri grubundan gelen bu daveti severek kabul ettik. Doğaldır ki, sergiye eklenen yeni işler ve performanslarla Barışarock’ta yer almasında çalışmamızda sadece ad olarak yer alan arkadaşlar olmadan kendi adımız ve çabamız ile yer alacağız. Belki yoğun gündemde kültür-sanat alanının 2. plana bırakılması belki de tüm instiyatife mal edilmeyecek lokal bir eksiklikten dolayı kaynaklanan bu yanlış anlaşılması düzeltmek, her zaman ki açık paylaşım anlaşışımızın gereğidir.

Teşekkürler

Hayalbaz Ekibi

Powered by Hayalbaz